Hafta sonu akşamları da çalışmanın verdiği gaz ile haftaya başladım. Çılgın uykum var ama ya neyse… Ofise geldiğim de bir haber okudum ki şaşırdım diyemem. RIM Playbookları toplatıyormuş. Geçen hafta içinde yazdığım bir yazıda fail listesinde demiştim. O yazıdan bir iki gün sonra ofise bir tane geldi Playbook. Neden tutmadığını o an anladım. Hem de şarjı olmamasından dolayı açıp bakamama rağmen. Çünkü cidden ağırlık sorunu var. Aşırı ağır bir alet yapmışlar. Yani normal değil. O kadar küçük olmasına rağmen, et kalınlığı çok fazla ve haliyle çok ağır. Şimdi de yazılım sorunu nedeniyle toplatılıyor. Fena patladı RIM bu sefer. Zor toparlar kendisini.
Ne zaman reklamları çıkacak diyordum ama bir şeyler duyar gibi oldum sonunda. Superonline 1000 mbit internetin tanıtımını yaptı geçtiğimiz haftalarda. Daha 100 mbit’i dairelere düzgün taşınamamış olmasının üzerinden buna nasıl inanırım ki ben. Siz de inanmayın, bu sadece ancak yeni yapılmış büyük sitelerde olabilecek bir şey. Daha yeni yapılanlarda. Altyapısı ona göre yeni ve düzgün olacak ki işte o zaman o kadar hızlı internetimiz olsun. Üstüne oraya çekilen kablolarında bu teknolojiyi kaldırması gerekiyor. Şu an bile eski bir binada daireye 100 mbit veremiyorken bunun reklamını yapmak kandırmaca fikrimce. Neyse en azından çaba var diye sevinsek mi?
Bu sezonda diziler bitti sayılır. En azından benim için. True Blood ile geçecek bir yaz var önümüzde. Aslında dizi izleyecek bir vaktim olacak mı onu da bilmiyorum. Üsküdar’a Giderken’i erken saate alırlarsa deliler gibi izlerim de oda biraz Fatmagül’e bağlı. Yani yıllar sonra Türk dizisi izleten arkadaşıma selamlar olsun, helal olsun. Harika bir iş çıkarılıyor şu anda. İzleyin, izletin.
Bir de No Ordinary Family vardı. Dizinin sonunda altyazı da dizinin finaliydi diye bir ibare gördüm. İnanmak istemedim. Tutmadı sanırsam ve diziyi bitirdiler. Ama böyle olmamalıydı bence. Çok mu çakma geldi senaryo anlamadım. Ama yani cidden yazık oldu diyebilirim. Final yapacaklarsa da güzel bir final oldu diyebilirim ama. Mantıklı bir şekilde bağlamışlar. Aynı şeyi kötü olan V’ye de yaptılar. Neden izlediğim hakkında en ufak fikrim yok o diziyi. Ayrıca dizinin nasıl bu kadar çok tuttuğunu da anlamadım. Cidden kötü bir dizi. Sanırsam o da bitti. Yani umarım bitmiştir. Yalnız bir şeyi fark ettim kışın ama bu diziler yüzünden film izleyemiyordum. Artık film izleyecek vaktim oluyor. Neye üzülsem ya da sevinsem bilemedim. Bu şey gibi; dergi okumaktan kitap okumaya fırsat bulamamak ya da tam tersi.
Ve bitti. Bu da bitti. Suzanne Collins’in yazdığı Açık Oyunları serisinin son kitabı olan Alaycı Kuş 2 Eylül’de piyasaya çıkmıştı. Ben anca okuyup bitirebildim tabiki de. Hikaye nereye varacak diye merakla bekliyordum. Son 100 sayfaya geldiğimde de bu merakım devam ediyordu. Hatta gidişatı görünce sonunu nasıl bağlayacağını çok merak ettim. Bu heycanlı ve yaratıcı hikayeden çok daha hoş, şaşırtıcı ve klasik olmayan bir son beklerdim. Çünkü bi’ yerden sonra sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Onun dışında karakterlerin işlenişi, maceralar filan gerçekten başarılı. Kendinizi bir yerden sonra Katniss’in yerine koymaya başlayıp, ben olsam ne yapardıma kadar hayal edebiliyorsunuz.
Sonunda bilgisayarıma kavuştum. Belki sorunu gideremedim ve yeni harddiskime Windows 7 kurup, ilişkimize yeni bir sayfa açtım, ama sonuçta eski harddiskime format atmak zorunda kalmadım. Hoş bir kaç sıkıntı var hala ama sırayla onlarıda gidermeye çalışıyorum. Ama şu cızırtı olayını hala çözemedim ve kafayı yeme durumuna gelmiş bulunuyorum.
Dikizleme Günlüğü, Hal Niedzviecki’nin bu günlerde ülkemizde çıkan yeni kitabının adı. Tam “bu ne ya, her yere kamera yerleştirdiler, bbg evine döndük” diye düşünürken zekice düşünülmüş bir kitap olarak karşımıza çıkıyor Dikizleme Günlüğü. Daha okumadım ama kitabın arkasındaki önbilgi gayet hoş;