Tagged with Slipknot

Odamdaki 15 yıllık posterlerimi birer birer sökerken, her bir yırtık bir gözyaşına bedel oldu

Rakam çok büyük gelmedi bir an gözüme ama hatıraları bir ömür gibi sanki. Dün ani bir kararla madem odayı eylüle kadar boşaltacağım, beklemenin ne anlamı var diye düşündüm. Başladım bir yerinden. Kapının dışındaki ve dolaplardaki sizlere ömür. Action Figureleri de yıkayarak kutulama işlemi başladı. İki ayrı koldan ilerliyoruz. Tabi ki bazıları çöpe değil yeni eve benimle gelecek. O kadarını yüreğim kaldıramaz herhalde. Değişmeli olarak duvarları süslerler. Ama o ev de üst üste asılmış 3-4 posteri kaldırabilir mi bilmiyorum. Zaten biliyordum ama çok daha iyi anladığım şey bu olayı bu kadar zor olacağıymış. Düşünsene hayatını geçirdiğin yer artık olmayacak. Vay be diyorum bazen. Zaten sadece 1/10′unu kaldırmama rağmen oda bomboş gözüküyor. Daha tavandakiler filan da var. Herkes daha çok erken, ne bu heyecan filan diye düşünüyor da o oda öyle 2-3 günde toparlanacak gibi değil ki. Bunun çöpe gidecekleri, bağışlanacakları, kutulanacakları vs vs var da var. Daha şimdiden “neleri satabilirim?”i bile düşünmeye başladım ve ilk talihli Slipknot t-shirtü oldu. Alıcısı olur umarım. Ayrıca aslında erken de değil. Yani sonuçta eylülde eve çıkıyorsak, evin önceden hazırlanıp bitmiş olması lazım. Haliyle eşyalarında yerleşmiş olması lazım. Çalışan insanlarız sonuçta sadece akşamları ve hafta sonlarımız var. İlerde de bu işlerler uğraşmamak için şimdiden hareket lazım. Nerede hareket orada bereket.

Etiketler , , ,

Sonisphere 2011

Bu sefer direk konuya girelim. Adım adım her şeyi anlatalım.

Sabah az heycanlı bir şekilde uyandıktan sonra normalde 14:00 civarı gideceğimiz alana daha erken gitme kararı aldık ve saat 13:00 gibi İnönü Stadı’nın yanından yokuşu tırmanmaya başladık. Maçka’ya yaklaştıkça çimenlere uzanmış insanları gördük. Hem sağımızdaki yukarı doğru çıkan yoldaki sırayı görünce bayılacaktım sanırsam. Ucu gözükmeyen bir sıra vardı orada. Ama “sahne önü” ya biletimiz, dedim herhalde ayrı bir girişi vardır, bu böyle olmaz. Yoksa 12-13 bin adamı tek kapıdan sokacak değiller ya. Mekanın kapısına yaklaştıkça kalabalık ve izlihamın daha arttığını görmek beni ürküttü açıkçası. Tam bu noktada kafamda bir ampul çıktı! Tam ana kapının orada Maçka’dan yukarı çıkan yolda bir sıra daha gördüm. Gene iyi niyetli ve saf olan ben sanırsam bu sahne önü girişi diye düşündüm. Ama kapının önünde nefes almak için havası olmayan bir kalabalık vardı. Ve tam onların karşısında bekleyen ayrı bir kalabalık. Geri dönüp Deniz ve Ecenur’u alıp, durumu anlattıktan sonra kapıya doğru ilerledik. Ne sırası yaaaaa! tripleri ile tam kapının oraya geldik ki kapı açıldı saat 14:00 gibi. Ee kaynak zamanı! O 10 metrelik mesafeyi 45 dakika içinde aldık. Arada bir havada uçuşan su şişeleri sayesinde serinlerken, dalga geçtiğim “kapıya yaklaştıkça suyun fiyatı artar, 2 TL filandır” cümlenin gerçeğe dönüşmesi beni üzdü. Neyse ki bilet kesim kısmında sahne önü, vip filan ayırmışlar. Ee tabi orada ayırınca pek bir farkı bulunmuyor. O 45 dakika da bile sahne önünün de ön kısımları baya dolmuştu. Bu arada sıra beklerken 520 TL’lik bir bilet sahibini yanımızda görmek bizi kopardı. Parasıyla rezil olan sadece biz değildik. Neyse ki içeride su kazığı yoktu. Biranın da suyun da fiyatı normaldi gayet.

İlk olarak programdan 15 dakika önce Mastodon çıktı. Kendileri hakkında pek bir bilgim olmamasına rağmen performansları fena değildi.

Mastodon’dan sonra daha önce ülkemize gelmesine rağmen izleyemediğim ama izlemeyi çok istediğim In Flames çıktı. Evet çok güzeldi, güzel coşturdu ama daha eski parçaları dinlemeyi daha çok isterdim. Pinball Map ve Only For The Week dışında eski parça çalmadılar. İnsanlar In Flames’i şu anki haliyle biliyor ise üzücü. Bir Episode 666 veya Clayman filan dinlemek çok güzel olabilirdi. Ama daha önce izleyebilseydim keşke de demedim değil. Bir daha gelseler yine giderim. Baya sempatikler de.

In Flames’den sonra efsanelerden Alice Cooper sahneye çıktı. Tam bir şov biznız adamı. Ufak sahnede bile şovlarını çok iyi sergiledi. Vücut salmış olabilir ama enerjisi çok iyiydi. 63 yaşında desek kim inanır ki… Ayrıca seçimden sonra şu fotoğraftaki anıları gözümüzde bırakan ve “elected” diye inleyen mekan çok anlamlıydı.

Gelelim benim için festivalin asıl kahramanlarına. Evet herkes Iron Maiden için orada olabilir ama benim için ilk planda ilk çıktıklarından beri çılgınlar gibi izlemek istediğim Slipknot’tı. Ergen müziği filan diyen dolu insan var da alakası yok. Paul Gray’in ölümünden sonra Sonisphere festivali ilk turneleri. Hatta ikinci konserleri de Türkiye. Konser sabahı Yunanistan setlistini görünce biraz hayal kırıklığına uğramadım değil. Left Behind ve Puritysiz bir konser düşündürücü idi. Ama benim gibi ilk albümlerinin hastası biri için sevindiri bir setlist idi. Joey’in Clown’ın omuzlarında, Sid’in direk önümüzde seyircinin üzerine atlaması vs vs sahneye çıkışları bile süper. Hepsi bir yerden çıktı. Ama onlardan önce Paul Gray’in maskesi ve tulumu… Saygıları süper bir şey. Zaten 9 kişilik grubun aralarında biri öldü diye dağılma aşamasına gelmesi onların ne kadar birbirlerine bağlı olduğunun da kanıtı aslında. Sahneye çıktıktan sonra bir hemen konsere başlamayıp seyirciyi duruşları ile bile gaza getirmeyi başarıyorlar. Maske seçimleri ise karışıktı. Sanki yeni bir sayfa açmış bir moddalardı aslında. Çünkü Çoğu ilk maskesini takıyordu. Önce Paul için saygı duruşu ve sonra şov başladı!

Iowa
742617000027
(sic)
Eyeless
Wait and Bleed
The Blister Exists
Liberate
Before I Forget
Pulse Of The Maggots
Disasterpiece
Psychosocial
The Heretic Anthem
Duality
Spit It Out
People = Shit
Surfacing
‘Til We Die

Iowa ve ‘Til We Die banttan sahnede grup yokken çalan şarkılardı. Slipknot konserlerinin survivordan pek farkı olmuyor tabi ki de. Liberate’den sonra ayakta duracak halim yoktu. Güneşin tüm suratımı ve boynumu yakması, ayakta durabilmek için efor sarf etmek, Deniz’i ve zor da olsa Ecenur’u korumaya çalışmak, bir yandan kendini kaybetmek, düşen şortumu tutmak ve en azından 2-3 kare fotoğraf veya video çekmek… Dayanılacak ızdırap mı sorusunu akla getiriyor. Bazı şarkılarda hiç bir şey izleyememiş olmamda cabası. Seyircinin %80′inin oraya asıl olarak Iron Maiden için gelmesi, Slipknot konserini pek sallamaması üzücüydü. Eğlenmesini bileceksin arkadaşım, ortama da uyum sağlayacaksın. Poga yapmak zorunda değil kimse tabi ama en azından zıplarsın. Vasat bir seyirci kitlesi olduğumuzu bir kez daha gördüm. Sadece Metallica veya Iron Maiden’dan ibaret değil bu dünya. Disasterpeace’i izledikten beri hayalimdeki şeyi bile yapamadım adam gibi, ama bu kadarı bile inanılmazdı. Spit It Out’daki ve Slipknot’ın icadı süper eğlenceden bahsediyorum. O cümleleri bile canlı duymak inanılmazdı. Sahne önünde pek uyulmasa da arka tarafta baya bir şenlik olmuş. İşte bu şarkıdan sonra Deniz’in bayılma tehlikesi bizi dışarı çıkardı. Saatimin parçalanması da cabası. Ama gram bir üzüntü yok saat için içimde. Deniz’i normale döndürdükten sonra koşarak geri girdim kalabalığa çünkü Surfacing zamanı gelmişti! Keşke daha uzun sürseydi konser. Cidden bu yetmedi. Yalnız adamlar da haklı. Sahnede sadece bir şeyler çalmıyorlar, aynı zamanda çıldırıyorlar. Sid’i en son sol taraftaki, son gün hazırlanan platforma tırmanırken gördüm. Geri gelirken de içecek satılan yerden kaptığı bir koli suyu seyircilere attı. Sonra sahneye dönünce de Chris’in demir döküm fıçısını Craig’e fırlatması filan efsaneydi. Ayrıca devamlı bir Shawn’ın uçan perkusyonlarına tırmanması da görülmeye değerdi. Spit It Out’da biz yaşam mücadelesi verip koparken Joey’in 90 derece bateri şovu da izlenmeye değerdi diyeceğim ama ben bile ucundan yakalayabildim. Gerçekten süperdi. Ayrıca “basist nerede yeaa!”, “Bi’ basist göremedik” triplerindeki insanlar kendilerini komik duruma düşürdü. Şunu da bildirmek gerekir ki sahne arkasında bir basist gruba eşlik etti.

Bu noktada kalmayan yemeklerden ve sulardan dolayı kuru ekmek ile karnımızı doyurduktan sonra gecenin yıldızları sahne aldı. Enerji tükenmesi yüzünden gerilere çekildik ama sahne önü olunca ayıptır söylemesi her yerden hava hoştu. Bruce Dickinson’un enerjisi yeter bu seyirci için… Benim için konserin asıl özeti bu. 52′lik delikanlı bir saniye durmadan şovunu yaptı. Ama dedikleri daha hoştu. Bir sonraki sefere (!) buranın iki katı bir yer ayarlayın cidden manalıydı. Üstüne dinleri sayarken “even jedi” süperdi. Maradona’yı da bekledik ama gelmedi haha Gerçekten muazzam bir konserdi. Ayrıca tam önümüzde ufacık bir kızın da babasının omzunda coşması süperdi.

Unutulmaz bir geceydi kesinlikle ama amele yanığının da amelesini yaşadım. Kıpkırmızı bir surat ve sol boynuma rağmen, sağ boynum normal. Ne batmayan güneşti o öyle…

Not: Iron Maiden fotoları baya kötü olduğu için koyamadım.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Heyecan var mı heyecan?

Farkında değildim bu pazartesine kadar. Pazar günü Sonisphere var ve heyecanını yaşayamıyorum iş yoğunluğundan. Buna da şükür bir işimiz  var o ayrı da daha jeton yeni düşüyor. Slipknot’ın playlisti hakkında en ufak da fikrim yok. Paul öldüğünden beri (2009′a tekabül ediyor) hiç konser vermedikleri için kimseninde bir fikri yok. İstanbul’dan önce de ilk konserlerini Yunanistan’da iki gün önce verecekler. O yüzden ancak iki gün önce öğrenebileceğiz. Havaya giremeden de zaten burada konser olacak. Umarım Paul’dan önceki gibi havaları yerinde olur. Slipknot’ın sitesinde bir video mevcut. Corey Taylor bacağına Paul’un dövmesini yaptırıyor. Ağlıyor filan onu çok özledim diye. Konserde de ağlamazla değil mi?

Yalnız Interpol konserinden sonra Küçükçiftlik Park’a olan ön yargılarım biraz olsun yıkıldı. İyi yönde yıkıldı bu arada. Çünkü Interpol konserinde ses çok çok iyiydi. Bilmiyorum bu tabi grupla da alakalı olabilir, ya da organizasyonla da ama cidden çok temiz bir ses vardı. Tabi ben ortalardan izlediğim için de olabilir ama memnuniyetsiz birini görmedim. Yalnız mekan küçük işte. Büyülttük filan diyorlar ama yani bu büyük haliyse yazık cidden. Biletler geç tükendi ben ona üzüldüm. Salak organizatörleri haklı çıkardık resmen. Konserden iki hafta önce filan bilet mi tükenir. Ironmaiden geliyor, Slipknot geliyor. Pes yani.


Interpol konseri de güzeldi. Ama bu muhteşem sahne şovu kavramını ya ben bilmiyorum, ya da cidden bunu muhteşem sanıyorlar. Yani evet Paul Banks’in sesi cidden albümde nasılsa konserde de öyle. Ses çok temizdi, müzik çok temizdi. Bu açıdan gerçekten çok güzeldi her şey ama sanırsam bizim sahne şovu kavramlarımız farklı. Ve ayrıca istediğim tüm parçaları söylediler. Hatta neredeyse tüm söylenebilecek parçaları söylediler. Yalnız konser alanı biraz garipti. Ben saat 21:00 gibi ancak alana gidebildim. Dışarıdaki insanları görünce herhalde daha içeri alımlar başlamadı diye düşündüm. Meğersem insanlar ucuz bira için oradaymış. Mor ve Ötesi bitmiş, konserin başlamasına yarım saat kalmış. Ama içeride de dışarıda da pek konser havası yok. Daha sonra Interpol sahneye çıktı, merhaba filan dedi ama hala konser atmosferi yok. Yani en önleri bilemem de orta ve arkalarda pek yok. Sanki kokteyl verilmiş, mekanda da fonda müzik çalsın diye Interpol çağrılmış. Daha sonra biraz toplarlar oldu, ama havaya geç girebildik yani. Etrafımdaki herkes sohbet halinde, konser bahane.

Yalnız her konser sonrası -bilmiyorum sizde de oluyor mu?- o grubu ya da kişiyi devamlı dinleyesim geliyor. Interpol konseri sonrası paso Interpol dinleme isteği, IAMX konseri sonrası devamlı IAMX dinleme isteği gibi vs vs. Herhalde o anı yeniden yaşama ya da o anı yeniden yaşama isteği kabarıyor içimde. Şimdi deli gibi Slipknot mı dinlemek isteyecek bünyem bilemedim. Evde de kimse yok gürültü yapma zamanı!

Etiketler , , , , , , , , , ,

Bu nasıl bir yaz? Bu konserlere para mı yetişir?!

Benim yazı yazamadığım bu uzun süre zarfında arka arkaya konserler açıklandı. Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi Iron Maiden resmi bir şekilde Sonisphere 2011 etkinliği altında açıklandı, biletler satışa çıktı. Mekan olabildiğine kötü de olsa insanların mutluluğuna pek etki etmeyecek gibi. 19 Haziran Pazar günü, tek günlük bir festival gerçekleşecek Maçka Küçükçiftlik’de. 150 TL normal bilet fiyatı. Sahne önü ise 295 TL. Tabi bu fiyatlar kandırmasın sizi, çünkü işlem bedeli bilmem ne bedeli diyerek bir 30 TL’ye yakın geçirme söz konusu Biletix’den. Festivalin diğer grupları ise Mastodon, In Flames, Alice Cooper ve Slipknot. Geçen sene ki Sonisphere’da Stone Sour vardı bildiğiniz üzere. Corey Taylor ve Jim Root’un ikinci ziyareti olacak Türkiye’ye ama Slipknot’ın ilk konseri. Benim en çok canlı izlemek istediğim ve canlı performansları süper olan bir grup Slipknot. Keşke daha önce gelselerdi diye içimden de geçirmiyor değilim. Çünkü son albümleri eskiler kadar çılgın ve deli değil. Daha olgunlaştıkları için şarkıları da etkileniyor haliyle. İlk iki albümün tadını hiç bir albümlerinden alamadım. Ama umuyorum hala o güzel eski şarkıları ile şov yapıyorlardır. Festivalde 18 yaş sınırı olmaması benim için pek hoş olmadı açıkçası. Belli bir yaşın üstü her zaman konserlerde daha iyi bir ortam sağlıyor. Tecrübe ettim ki böyle bir hoş olmayan şeyler söylüyorum. Bunun dışında da mekan hakkında hiç güzel şeyler duymadık. Hem ses sisteminin başarısızlığı hem de mekanın ufak olması yüzünden. Daha önce yüzbinlere konser vermiş Iron Maiden’ı 10 bin seyircinin önüne çıkarmak hakaret gibi bir şey olsa gerek. Organizasyondan da siz önce orayı doldurun sonra bakarız tavırları cidden rezalet. Hani her sene olan bir konser olsa sanırsam çoğu insan tepki gösterip bir bilet bile almaz. Ama durum böyle olunca yapacak pek bir şey yok.

Veee yeni alkol yasasının vurduğu talihli festival Efes One Love Festival oldu. Festivalde 24 yaş sınırı var. Geçen sene olduğu gibi santralistanbul’da gerçekleşecek festivalin ilk açıklanan grupları Suede, Editors, Cake ve Nneka. 2-3 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde benim için öne çıkan grup kesinlikle Suede. 2010 yılında best of çıkaran grup, albüm tanıtım turnesinde ülkemize geliyor. Biletler daha satışa çıkmadı ama para yeter umarım.

Grupların açıklanmayıp, biletleri satışa çıkan bir festival olacak 16-17 Temmuz tarihlerinde. Geçen sene Sonisphere’ın altında ezilince bir sene ara verilen Rock’n Coke 2011 festivali bu sene yeniden bunca festival cümbüşünün içinde geri dönüyor. Resmi bir açıklama gelmese de Motorhead’in resmi sitesinde Türkiye konseri yazıyor. Seneler önce konseri açıklanmış ve toplam 15 bilet filan satınca grup Türkiye’ye baya kızmış. Sanırsam ilk konserleri olacak Türkiye’deki. İnsanlara acımıyor kimse. Bu kadar parayı nereden bulacak bu kadar insan. Ayrıca söylentilere göre ki baya sağlam duyumlarmış, Limp Bizkit de Rock’n Coke kapsamında Türkiye’deki ilk konserini verecek gibi. Son albümlerinin hepsi bana göre çöp olsa da ilk iki albüm için gidilebilir bir konser. Canlı performansları baya iyi ama dediğim gibi bu kadar festivale para mı dayanır?

Bunların dışında Türk Telekom Arena’da Bon Jovi konseri (Iron Maiden festival kapsamında geliyor ve ufacık bir yere tıkıştırırken insanları, tek bir grup için koskoca stadı ayarlamak cidden akıl dolu bir hareket. Organizatör kişileri sanırsam bu ülkenin sadece Metallica mı dinliyor sanıyor?) 8 Temmuz Cuma günü gerçekleşecek. Bunun dışında 18 Mayıs Çarşamba günü Deep Purple konseri var. Artık sık sık ülkemize gelen bir grup oldu kendileri. 24 Haziran’da İstanbul, 25 Haziran’da İzmir’de olmak üzere ülkemizde iki konser verecek olan James Blunt dışında geçen hafta sonu açıklanan ve 20 Haziran’da (Sonisphere’dan bir gün sonra) Amy Winehouse konseri de resmen açıklandı. Bunların dışında Blind Guardian, daha önce yazdığım gibi Maroon 5, Echo and the Bunnymen, Roxette, Tinderstick, The Charlatans ki şimdi Biletix’in sitesine baktım, asıl Interpol geliyor. Onun mutluluğu ile ne yazacağımı da unuttum. Bence en güzel haber bu. Maçka Küçükçiftlik bu sene baya dolu dolu geçecek. 1 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek konserin fırsat biletleri 45 TL. Bu fiyata Interpol. Daha ne isteyeyim.

Ve son olarak 10 Temmuz Pazar günü Judas Priest’in son turnesinin Türkiye ayağı var. Whitesnake ve Pentagram’ında sahneye çıkacağı konser Judas Priest’i son kez canlı görme şansımız olacak. Haliyle son kez hacı olmayanlara hacı olma fırsatı olacak. Böyle bir efsaneyi sadece iki kere izleyebilmek gerçekten üzücü. En azından benim için. Ama konserden umudum şu olacaktır ki Touch of Evil’i canlı olarak izlemek için son şans. Bir önceki İstanbul konserinde böyle bir şey olmamıştı. Baya hayal kırıklığı idi ama konser genel olarak süper ötesi idi.

Sanırsam Türkiye müzik piyasası için inanılmaz bir yıl. Aynı yıl içinde hem Iron Maiden hem Judas Priest izlemek hayal edilemeyecek bir şeydi. Üstüne Bon Jovi, Slipknot, Alice Cooper, Interpol ve diğerleri… Vay be…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Son günlerde…

Sonunda bilgisayarıma kavuştum. Belki sorunu gideremedim ve yeni harddiskime Windows 7 kurup, ilişkimize yeni bir sayfa açtım, ama sonuçta eski harddiskime format atmak zorunda kalmadım. Hoş bir kaç sıkıntı var hala ama sırayla onlarıda gidermeye çalışıyorum. Ama şu cızırtı olayını hala çözemedim ve kafayı yeme durumuna gelmiş bulunuyorum.

True Blood, 3. sezonu ile sevenlerine tekrardan merhaba dedi. Bende ilk defa bu diziyi her hafta izleyen moda büründüm. Ama böyle olmuyormuş bunu farkettim. Böyle bütün sezonu arka arkaya izleyeceksin, oh mis. Bu tip bir diziymiş bunu anlmadım. 2. bölüm güzeldi evet, ama 3. bölümden sonra bu kanaata vardım.

Bugün eve dönerken aklıma bir şey geldi. Bu ilk defa olmuyor, hatta hemen hemen her film izleyişimde aklıma geliyor. Şimdi bu Hollywood filmlerinde en klişe olan örnekle olayı açıklayayım. Esas adamımız, filmdeki güzel kızı kapar ve bir araba kovalamacası başlar. Böyle silahlar patlar filan, sonra esas adam kötüleri daha rahat vurmak için direksiyonu kıza bırakır. Haliyle koltukları da değiştirirler. Gelin görünki bu iki oyuncumuzunda boyu eşit olmaması rağmen koltuk ayarı yapmadan rahatlıkla arabayı kullanabiliyorlar. Hep aynı bu. Artık gözüme batıyor ciddi bir şekilde ve rahatsız oluyorum. Arabalarda eski püskü şeyler genelde. Hani hafızasında filan vardır da oda yok. Tabi benim istediğimde olmayacak bişey ama daha dikkatli olursa senaristler sevinirim…

Geçen gün Dünya Kupası maçlarından birini izlerken bir reklam gördüm. Grundig Led TV’nin reklamı. Şu buzdolabının içinde bile televizyon olup, maçın hiç bir anını kaçırmamaya çalışan delikanlının reklamı. Efsane olmuş ya. Çok güldüm. Ama gelin görünki reklamda belirtilmek istenen şey; maçın hiç bir anını kaçırmayın, usb’ye kaydedin. Yani ben içeri su almaya gittiğimde o usb ye kaydetmeye başlayacak ve geldiğimde kaldığım yerden devam edebileceğim. En azından benim anladığım bu. Ama bu maç yani, dizi filan değilki. Yan komşunun gol sesini duyduktan sonra benim ekranımda gol olmamış, ben n’apayım öyle maçı. İnternette izlerken bile gecikmeden şikayetçiyiz biz, böyle mantığı kaldıramıyor bünyem.

Maçlardan bahsetmişken, Almanya – İngiltere maçında verilmeyen gol olayı var. Şu Defoe’nun vurduğu top, önce üst direğe çarpıyor, sonra da kale çizgisinin içinden sekip dışarı çıkıyor. Almanya kalecisi Neuer’de çok akıllıca topu hemen tutup, oyuna sokuyor. Ben olsam onun yerinde “ah ulan girdi be” der ve üzülme moduna geçerim. Hakemde benim bu hareketlerimden dolayı golü verirdi. Bende rezil olurdum haha. Ama yani o golüde görmeyen insan da bu işi yapmasın di mi?… Japonya, Paraguay’a penaltılarla elendi. Japonya’da penaltıyı kaçıran arkadaş, harakiri denemelerine girmiyordur umarım…

Bu arada Çırağan’daki iş başarıyla bitti ve dinlenmeye fırsatımız oldu. Tatil planlarına başladım tabiki de. Ama hala karar veremedik, nereye gitsek filan. Bu konuda önerilere açığım (Tabi işe girersem tatil umrumda olmaz).

Bugün (30 Haziran)  lise arkadaşım Mümtaz’ın düğünü için Çeşme’ye gideceğim. Hazır gitmişken akarabalarımıda ziyaret edeceğim haliyle. Geçen cumartesi üniversiteden bir akraşım evlendi. Gerilmeye başladım bende, sözlenen arkadaşlarım filan da var, bunlar bana bir mesaj mı onu çözmeye çalışıyorum şimdide. O kadar yaşlandık mı ya?…

P.S: Hala Rammstein’ın etkisindeyim. Neyseki bu konuda yalnızda değilim, benim gibi bir sürü insan var. Konserde cep telefonumla çektiğim videoyuda burada paylaşayım dedim. Sonisphere 2011 içinde dedikodular dolaşmaya başladı. Bazı gruplar; Ironmaiden, Pearl Jam, Slipknot… Olan bizim stada oluyor valla…

Etiketler , , , , , , , , , ,