Tagged with Noel Gallagher

Cidden pembe dizi gibi

Band Dergisinin sitesinde bir haber gördüm. Liam What’s The Story Morning Glory albümünün 20. yılı şerefine Noel’e çağrıda bulunmuş. Ama grup dağıldığında ise onunla daha birlikte olmayacağını açıklamıştı. Böyle enteresan triplere girmiş gene. Noel ise her fırsatta kardeşe yardırıyor. Ne anladım bu işten ben. Zaten Noel’in son albümle gelen imajı resmen bizim türkücü modeli. Uzun sivri köseli ayakkabı, bağrını açmış beyaz gömleği, kocaman taşlı yüzüğü… Say say bitmiyor. Adam orada o şekilde kral ama. Komikler yahu. Bizim burada onlardan bir ton var.

Onur Air efsane olmuş. Reklamın iyisi kötüsü olmaz denir ama bu iğrenci herhalde. 250 bin like’a 250 bin tl yardım geyiği ile yola çıkıp aşırı tepki alınca hemen yardım ettiler. Şimdi çeşitli yerlerden açıklama yapıp çevirmeye çalışıyorlar. Ama yemezler. Zaten binmediğim bir havayolu idi, artık önünden geçmem, geçmeyiz. Bundan bile leş kargalığı yapıyorlar ya ne diyelim. Bazı birimler var bunları yapan da bu kadar göstere göstere yapılmaz be.

Etiketler , , , , ,

Beady Eye

Vee beklediğim an 2 gün önce 10 Kasım’da gerçekleşti. Noel Gallagher’in ayrılmasından sonra grup oasis adıyla yola devam etmeyeceğini açıklamıştı. Yeni gruplarının adı Beady Eye oldu ve onlarda albümden önce ilk singlelarını yayınladılar. Grubun internet sitesinden parçayı indirebilirsiniz. Çok beğenemedim şarkıyı ama sadece bir defa dinleyebilmiş olmamda bunda etkili tabi. Soundları iyice değişiyor. Eskileri düşünüp 1-2 parçayı o havada yapsalar bare.

Aynı gün içerisinde Scott Pilgrim vs World filmini izledim.Kopuyor film resmen. Aylardır bekliyordum, beklediğime değmiş. Film boyunca grafik animasyonlar sahnelere eşlik ediyor ve çok başarılı kullanılmış bu öğeler. Oyuncular çok başarılı seçilmiş.Özellikle Michael Cera çok iyi bir seçim. Bu aralar kendisi moda oldu. Bu tip gençlik filmlerinde bu yıl kendisini baya gördük. Film bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanını okumadım ama sanırsam başarılı bir uyarlama olmuş. Filmin konusu aslında çok basit. Bir kızdan (Mary Elizabeth Winstead)  hoşlanan ve onunla çıkmak isteyen Scott (Michael Cera), bu amacı için onun eski sevgilileri ile mücadele etmek zorunda. Ben konusunu bilmeden izlediğim için başlarda afalladım. Daha konusu hakkında detaya girmeyeyim yoksa spoiler manyağı olur burası. Gelelim filmin asıl, en beğendiğim olayına: müziklerine. Mü-kem-mel! Tek kelimeyle mükemmeldi. Gerçekten çok başarılı. Bulu dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele filmi izledikten sonra çok güzel gidiyor üstüne. Ahanda playlisti;

01. We Are Sex Bob-omb! – Sex Bob-omb (Beck)
02. Scott Pilgrim – Plumtree
03. I Heard Ramona Sing – Frank Black
04. By Your Side – Beachwood Sparks
05. O Katrina! – Black Lips
06. I’m So Sad, So Very, Very Sad – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
07. We Hate You Please Die – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
08. Garbage Truck – Sex Bob-omb (Beck)
09. Teenage Dream – T. Rex
10. Sleazy Bed Track – The Bluetones
11. It’s Getting Boring by the Sea – Blood Red Shoes
12. Black Sheep – Metric
13. Threshold – Sex Bob-omb (Beck)
14. Anthems for a Seventeen-Year-Old Girl – Broken Social Scene
15. Under My Thumb – The Rolling Stones
16. Ramona (acoustic) – Beck
17. Ramona – Beck
18. Summertime – Sex Bob-omb (Beck)
19. Threshold (8 Bit) – Brian LeBarton
20. Garbage Truck – Beck (Bonus track)
21. Threshold – Beck (Bonus track)
22. Summertime – Beck (Bonus track)

Bunların üzerine şunu da belirtmek istiyorum; artık çizgi romanlar eskisi gibi değil. Çizimler çok fazla mangaya kaçıyor. Ben mangayı çok sevmediğim için böyle diyorum tabi ki de. Neyse…

Bu arada bu spiker arkadaşlara şunu öğretmek lazım: Istanbul değil İstanbul. Dikkat ettikçe kulağımı tırmalıyor. “İ” ile yazılıyor “I” ile değil. Yeter artık ama.

Plajlarda dikkat edin artık kendinize. Sapıklar için yeni önlem almak için plajlara mobese kameraları kuracaklarmış. Sapıklar bahane üstsüz turistler şahane! Dikizleme Günlüğü’nü okumaya başladığımdan beri bu tip haberler ve olaylar daha gözüme batar oldu. Kamera kamera her yerde izleniyoruz artık. Huzur kalmadı. The Truman Show’dan sonra kendimizi ancak toparladık derken yaşamımızda bunlara şahit olur olduk. Sapıklara karşı önlem almak gerekiyor evet ama bu şekilde mi?

Şu reklamla yazıya devam edip;

 

 

son olarak da şunu söylemek istiyorum: Bir kişi düşünün, onu hiç görmediniz ve onunla yaşamadınız. Ama onu çok özlüyorsunuz… Böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok, çünkü bir millet onu çok özlüyor… 1938′den beri çok özlüyor…

 

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Çeşme Totemi…

Malumunuz Oasis’in dağılmasından sonra, Noel Gallagher kendi başına yoluna devam ediyor. Akustik konserlerde veriyor ara ara. Türkiye’ye hiç gelmeyen veya getirilemeyen veya da hiç çağrılma zahmetinde bulunulmayan Oasis’in kurucularından, büyük kardeş Noel, yeni konsepti ile Türkiye’ye gelir mi? Şöyle Harbiye Açık Hava konser modeli tam ona göre. Buradan yetkililere sesleniyorum, sesimi duyun!!!

Açık hava konserleri demişken, bu garip hava durumunda da insan nasıl cesaret eder açık hava konserlerine bilemiyorum. İstanbul’da bunca senedir yaşıyorum, ben böyle hava görmedim. Temmuz’a girdik hala bir garip. Yağmur yağıyor, beş dakika sonra güneşten alev alev yanıyoruz. Kararsız havalardan nefret ediyorum. Ya serin, yağmurlu ol ya da hep sıcak ol arkadaşım. Bu ne kararsızlık!

Bende bu kararsızlık içerisinde en son okumakta olduğum kitaba son verdim. Artık dayanamadım ve son 40 sayfa kala pes ettim. Hiç yapmadığım bir şeydi ama her şeyin bir ilki vardır. Artık durma noktasına geldi bana göre, bende daha okuyamayacağım dedim. Ama belki yeni başladığım kitabı bitirdikten sonra, o son 40 sayfayı okurum. Bu arada yeni başladığım kitap; Jess Walter’ın Körler Ülkesi. İngilizcesine baktığımda, kitabın isminin Land of Blind olduğunu gördüm. Acaba diyorum bu filme konu olmuş olan kitap mı? Çünkü 2003 yılında yayınlanmış ilk. Elimin altında internet olmadığından bakamıyorum da… (Diyeceksiniz bu yazıyı nası koydun buraya. Not defterine yazıp, daha sonra kopyala / yapıştır! Hop bu kadar basit)

Bu arada formaları kastan yırtılma tehlikesinde olan gururumuz Gana, pisi pisine dünya kupasından elendi. Uzatmaların son dakikasında penaltı kaçırırsan olacağı bu. Son dakikada eliyle çizgiden topu kesen Suarez de önce vatan haini olacakken, penaltıların sonunda Muslera ile birlikte halk kahramanı oldu. Afrika’nın buraya kadar gelebilmiş, en başarılı tek temsilcisi de elenmiş oldu. Hayır, şunu anlamıyorum. Senelerdir Afrika Şampiyonalar’ında final oyanayan ya da kazanan Mısır, bu dünya kupalarında nerede? O turnuvalarda pek varlık gösteremeyen Gana ve Fildişi dünya kupalarında daha etkili oluyor. Garip…

Şu an Berlin’de olan arkadaşıma yeni Almanya forması siparişini verdim. Bugün (3 Temmuz) alacağını söyledi. Bugün de Almanya – Arjantin maçı var. 2006 yılındaki dünya kupasında, Almanya – İtalya maçından saatler önce Almanya forması almıştım. O gün Almanya elenmişti. Bugünde aynısı olursa koşarak atlarım bi’ yerden artık…

Yıl 1990, Çeşme’de eniştemle Almanya – Arjantin dünya kupası finalini izlemiştik. Maradonalı Arjantin, son dakika penaltı golüyle kupayı kaçırmıştı. Yıl 2010, gene Çeşme’deyim, gene Almanya – Arjantin maçı ve gene eniştemle maçı izleyeceğim. Ama bu sefer çeyrek final. Belki Çeşme totemi, forma toteminden ağır basar da Almanya yener…

Dün (2 Temmuz) lise arkadaşlarımdan bazılarını gördüm. Düşününce 7-8 sene olmuş görüşmeyeli. Hiç değişmemissin dediler de onlar bu seneler içindeki deformasyonumu ve şişip, sönmemi görmedikleri için böyle dediler. Kimin aklına gelirdi ki bunca sene sonra nerede, ne amaçla görüşüceğiz. Hollanda’da yaşayan Mümtaz’ın, Çeşme’deki düğünü için, İstanbul’dan gelen arkadaşları… Vay be…

P.S: Bu yazıyı 3 Temmuz sabahı yazdım, ama bugün yayınlayabiliyorum ancak. O yüzden tarihler ve “dün”, “bugün” gibi terimlerim kafa karıştırabiliyor sanırsam. Kusura bakmayın…

P.S(2): Almanya, Arjantin’i eze eze yendi, Maradona beter oldu ya, daha ne isteyeyim. Çeşme totemi tuttu haha.

Etiketler , , , , , , ,

Liam – Best Frontman of All Time

Q magazine’nin okuyucularıyla yaptığı bir anket sonucu oasis’in vokalisti Liam Gallagher, en iyi vokalist seçilmiş (Vokal diyorum çünkü Türkçe’de tam karşılığı yok. Evet, böylede çok ucuz oluyor tabir ama yapacak bişey yok.).  Sitede tabi her zamanki gibi hem destekleyici hem de kötüleyici yorumlar var. Ama şu bir gerçek ki oasis dağılmış olabilir ama hala kendisinden bir şekilde bahsettirmeyi biliyor. Özellikle de Liam ve Noel. (İlerleyen günlerde kapsamlı bir oasis yazısı yayınlamayı düşünüyorum.)

William John Paul “Liam” Gallagher 21 eylül 1972 yılında Manchester’da ailenin 3. çocuğu olarak dünyaya geldi. Liseden atıldıktan sonra iyice kendini müziğe verip İngiltere’de 90′ların pop-rock ikonlarından biri haline geldi.The Beatles’ın ama özellikle John Lennon’un müziğinde ve kendisinde büyük etkisi var. Şu anda All Saints grubunun elemanlarından Nicole ile birlikte ve bir adet çocuğu var. Noel ayrıldıktan sonra oasis’in resmi olarak bittiğini ve grubun geri kalanları ile yeni bir isim altında yola devam edeceklerini açıkladı.

En son olarak kendisinden gene garip şekilde söz ettirmesini bildi Liam. The Brit Awards bu sene 30. yılını kutlarken “30 yılın en iyi albüm” kategorisinde oasis “what’s the story (morning glory)” ile adaydı. BBC Radio 2 ‘nin dinleyicilerinin oylarıyla belirlenen ödülü oasis kazandı ve ödülü almaya Liam geldi. Şu anda grupta olmayan ama o albüm aşamasında grupta olan Alan White, Paul “Guigsy” McGuigan, Paul “Bonehead” Arthurs’un adlarını söyleyip önce mikrofonu, sonra da ödülü sahne önündeki fanlara attı (onlar hakkında ne söylediğini bilemiyoruz, çünkü yayının sesi kapatıldı. Ama en azından fuck kelimesinin çıktığını anlayabildik). Artık ödüle doymak mı desek, yoksa grubun dağılmasının verdiği duygu ile mi böyle bişey yaptı bilemiyorum.

Ne olursa olsun ülkemizde pek sallanmasa da İngiltere müzik piyasasında ve Rock’n'Roll tarihinde unutulmazlar arasında Liam Gallagher. Umarım yeni projede de eskisi gibi başarılı olabilir ve Türkiye’ye gelmeyide ihmal etmezler.

Etiketler , , , ,