Tagged with metro

Geldim geldim…

Havalar soğudu, gözlerim pörtledi, günlerden cumartesi ama ben şu an ofisteyim, arabanın sol sinyali o kadar hızlı yanıp sönmeye çalışıyor ki yanıp sönemiyor… program baya dolu desene.

Şu son son hafta bünyemin alıştığından fazla metroyu kullandım. Baktım telefon çekiyor duraklarda ama gel gör ki metro hareket halindeyken çekmiyor. Sonra düşündüm vatman olmak nasıl bir duygu olsa gerek? Düşünsene mesai saatlerin boyunca bi’ ileri bi’ geri tırtılı getirip, götürüyorsun. İletişim kurabileceğin kişiler telsizinin ötesindeki insanlar. Tamam madenlerde filan çalışanlar içinde aynı şey geçerli ama orada iş arkadaşlarınla birliktesin devamlı. Bunda öyle bir şey de yok. Ufacık kabinde yalnızsın ve yeni sistem de Taksim’de yolcuları indirdiği gibi yenilerini alıyor. Eskiden ileri doğru gider bir yerlerde dururdu. Belki otobüs gibi takıldıkları bir yer vardı orada. Garip bir şey bu vatmanlık ya.

Geçen hafta öğrendik ki Bağdat Caddesi’ne de Cafe Pi açılmış. Hemen dedik gidelim. Eski Arkasokak, yeni Küçük Beyoğlu diye adlandırılan yerlerdekini sindirmişken bunu görünce uçtum yani. İlk Taksim’in girişinde kalan, saat 9′dan sonra yer bulmanın büyük şans olduğu Cafe Pi nerede, burası nerede! Hala favorim Taksim’deki ilk mekan. Konsepti oydu çünkü, benim için öyle kalaca. Bağdat Caddesi’ndekinde yaş ortalaması 17 – 18 filan. Lounge havasında mekan. Ya ben çok katıyım bunlara karşı ya da konseptin fazla dışında.

Gel gelelim bir hayal kırıklığına. Apple’nin laptopları nam-ı değer mac bookları beni hayal kırıklığına uğrattı. Aleti televizyona bağlıyayım dedim, aparatları aldım, hdmi televizyona taktım, gel gör ki ses yok piyasada. Sonra jeton düştü ki mini display çıkışını hdmi’ye çevirdiğimiz için haliyle sesi aktaramıyor. Adı üzerinde display (görüntü). Neyseki alet sesi dışarı iyi veriyor da oradan kurtarıyor. Ama hani bir gün deneyen olur da neden ses yok demeyin. Sebebi bu işte.

Etiketler , , , , , , , , ,

Ben demiştim demeyi sevmem amma…

Az önce haberi okuyunca dayanamadım ve yazasım geldi. Akaryakıta zam yapıştırılmış gene. O kadar tahmin edilir birşeydi ki bu. Her seçim sonrası seçilmenin ödülü olarak çotanga! Referandumdan 3-4 gün önce benzine bayadır zam yapılmadı, kesin referandum sonrası anında patlatırlar zamı dedim etrafımdakilere. Hatta gidin depoyu doldurun deyip ben yapmadım bu işi. Sonuç hayır çıksa idi zam daha beter olacaktır demiştim üstüne de. Ne kadar yapılmış filan dikkatli okumadım ama zamı görünce kendimi tutamadım. Alın size zam! *ÇAT!

Bir kaç gün önce hepimizi üzen bir kaza oldu. 13 ölümle sonuçlanan tanker – minibüs tokuşması. Neresini tutsan elinde kalıyor. Ayakta yolcu alan ve kırmızı ışıkta geçen minibüs ve dönülmesi yasak yerden dönen tanker. Sonuç: felaket. Gerçekten çok yazık. Noldu şimdi merak ediyorum; kırmızıda geçince daha mı çok para kazandın? Eceline gittin. Çok sinirleniyorum böyle şeylerde. Misal; karşıdan karşıya geçen insanlar. 10 sn kala yeşilin yanmasına atıyorlar kendilerini arabaların önlerine. Kendisini atması yetmiyor, çocuğunu da peşinden sürüklüyor. 10 sn ya! 10 sn! Bekliyemiyo musun 10sn? Aynı olay bu işte. Zaten minibüsleri hiç sevmiyorum bir de böyle kazaları görünce çıldırıyorum. Kadıköy’deki meşhur balona çıkarsanız, çok net birşeyi görürsünüz trafikte: her yer masmavi araç. Çıkar o araçları ordan huzur gelir trafiğe. Gerçekten bak. Şu metro filan zaten onlara feci darbe vuracak. Mafyalaşıp senelerdir mani oluyorlardı ama artık olamayacaklar da. Hayır bir de ayakta yolcu almak yasaklanınca kendini filan yakmaya kalkan tipler oldu. Trafiğin içine ediyosun, hiç bir kurala uymuyorsun, üstüne paranıda gayet kazanıyorsun ama balık istifi gibi içeri sokuşturduğun yolcuların lehine kural çıkınca hemen isyan. Oh ne güzel dünya… Hükümetinde sonradan cezaları indirmesi ayrı bir hoş tabi. Alın işte size sonuç: 13 can. Bunun sorumlusu malasef hepimiziz. Bu olay ilk değil ve son olmayacak. Hotel Rwanda’da süper bir replik vardı, onun gibi birşey olacak ama olayı görünce vah vah deyip 2 dk sonra unutuyoruz. Kimseninde umrunda olmuyor…

Not: Tankerin suçu yok mu? Tabi ki var ama minibüslere dolu olduğumdan böyle bir yazı oldu. Affola…

Not: Fotoğrafıda sonradan ekledim ki imamı anlayın…

Etiketler , , , , ,

“Lost”suz bir hayat bizi bekler…

Eveet ve o gün geldi çattı. Lost dizi finali ile sevenlerine yani bizlere veda etti. Peki finali izleyiciyi tatmin etti mi? Asıl soru bu sanırsam ve herkesin kendine göre bir cevabı olduğu kesin. Ama gerçek şu ki JJ Abrams bir dahi. Diziyi ilk izlediğiniz günü hatırlayın. Uçak düşer, insanlara panik içindedir, hayatta kalmaya çalışırlar vs vs. Sonunda bir ambar kapağı bulurlar ve ohaaa, acaba adada yaşayanlar mı var yoksa deriz. Karada gemi bulurlar, bu geminin burda ne işi var nasıl gelmiş deriz. Kapağı aşarlar, başka yerler bulurlar, videolar izlerler, başka insanlar çıkar ohaa başka yaşanlar varmış lan oluruz. Her bölüm ayrı bir heycan, ayrı bir macera modundadır. Bölüm kötü olsa bile sonunda bir görüntü bizi kitler, hemen bir hafta geçsede yeni bölümü izlesek moduna gireriz. Böyle ola ola altı sene geçti ve dizi bitti. Tabi her sona yaklaştığımız gün merakımız daha artsa da bizi şaşırtma oranı düştü, çünkü o kadar değişik şeyler gösterdi ve yaşattı ki bize dizi artık şaşırmamaya başladık. Lost bu normaldir moduna girmeye başladık. Tabi teori tartışmaları devam etti durmadan. Her yeni bölümde ürettiğimiz teorileri çürütme üzerine oldu. Finale yaklaşan her gün sorularımızın cevabını alacağımızı sandık, Block Smoke ne? Adanın merkezinde ne var? MiB’in adı ne? Elektro manyetik olay ne alaka? vs vs. Bir ton soru. İşte burada JJ Abrams devreye giriyor. Bunların bizi oyaladığını resmen finalde gözümüze sokuyor. Pati’de birinin yazdığı gibi; Mangal dumanı gibi şeyin ne açıklaması olabilir ki? Bunlara takıldık ve belkide cevapları hep kaçırdık.

Finali fazla duygusaldı, gerçekten mutlu edecek duygusallıktı belkide. Kavuşmalar için diyorum tabi. Son 10 dakikada da bize cevapları veriyor. Bizi aylardır, yok hepsi Jack’in gördüğü bir rüyaydı filan deyip yemeye çalışmaları hoştu. Bunları yiyen varsa geçmiş olsun.  Hatta en son Evangeline Lilly’in canlı yayında bir programda dediklerine bizim basınımızın lapinlemesi paha biçilmezdi. Neyse artık hayatımıza Lost’suz bir şekilde devam edeceğiz. Gerçekten de yaşattıkları ve izlettikleri ile unutulmaz bir dizi olarak tarihe geçti. Bu ne biçim sondu lan diyerek ilk sezonlarda yaşattıklarınıda bir kenara atmayın. Olması gibi gereken, duygularımıza hitap eden bir finaldi.

Bu arada dün ATV’de idi sanırsam, Feriköy’de kurulan 2. el pazarının haberi vardı. İnanılmaz hoşuma gitti. Gidesim geldi direk ama malesefki gidemeyeceğim bir süre. İş güç yüzünden. Sadece pazarları kuruluyormuş. Baya eski şeyler var, çeşitli Avrupa şehirlerinde görüp “Neden bizim ülkemizde yok lan bunlardan?” diye sızlanmıştım. Meğersem varmış. Gidip görülmesi gerekiyor. Saatler ilgimi çekti baya. Bu arada tv de röportajda bir kızın, ikinci el şeyleri daha çok seviyorum çünkü bir hatırası var, yaşanmışlığı var tarzı cevap vermesi de yani nasıl klişedir anlatamam. Retro ile alakası var bu şeyin.

Dün Osmanbey’e metro ile gittim. Tam karşımda dev bir ekran vardı. Metroyu beklerken izledim bir süre filan da sonra bir anda Sütaş’ın reklamı çıktı. Böyle inekler bakıyor direk, TREN GELİYOOOR tarzı bir yazının altında. Aynı anda metro teşrif ediyor. Güzel olmuş çok beğendim. İneklerde komik bakıyor cidden. Yaratıcı beyinler çalışıyor. Durmak yok yola devam…

Etiketler , , , , ,