Tagged with Lena

Euro-vizyon?

Çarşamba akşamı Eurovision 2011′den elendik. Biri der biz misyonumuzu tamamladık, TRT der grup da bize oy verecek ülke yoktu vs vs Geçin bu bahaneleri filan yani. Resmen çalıntı şarkı ile ne yapmamızı bekliyordunuz ki? Önce Yüksek Sadakat’in Live It Up parçasını, daha sonar Sex Pistols – Sub Mission parçasını dinleyin. Aradaki 7 farkı bulun. Üstüne The Kinks – All Day and All Of The Night parçasını dinleyin. Neyse ki burada 7 farkı bulabilirsiniz. Yani artık buna esinlenme mi yoksa başka bir şey mi demeliyiz bilemedim. Artık şu gidecek bu gidecek yerine baya baya bir oylamalı bir şey olsa diyeceğim, bu sefer de nasıl şarkılarla katılırız bilemiyorum. Zaten son üç sene gördük ki biz bu yarışmayı bir daha kazanamayacağız. Politika daha ağır bastığı için şarkı kalitesine pek bakılmadan komşu ülke sen en büyüksün triplerinde herkes. Bizim de tek komşumuz bizi sevdiğine göre ve artık Almanya, Hollanda ve Belçika’dan da düzgün oy alamadığımızı düşünürsek formaliteden katılıyoruz.

Geçen senenin kazananı Lena’nın ülkesi adına yeniden katılıyor. Bu sefer şirin kız konseptinden çıkmış seksi kız imajına bürünmüş. Gene çok sadece bir sahne gösterisi var. Ama yanında dansçıları var. Şarkının çok enteresan bir albenisi var yalnız. Klibi de güzel. Kazanamaz ama bence çok güzel bir parça.

Konserden sonra daha çok sevmeye başladım IAMX’in son albümünü. Ama belli dört şarkı üzerinde yoğunlaştım sadece. Music People, Volatile Times, Cold Red Light ve özellikle Ghost of Utopia. Bu yazı çok fazla videolu bir oldu ama olsun. 

You are haunted by the tremor of your light
Walking circles crossing lines
And if the stirring of your soul,of this fury
Jumping hurdles, just to abide
You are turning sorrow with opinions and opinions
Nobody can hear you
Nobody can hear you
This is psychosis
This is the jigsaw blown apart

You are the ghost of Utopia
You’re the concrete stunt,the divided heart
You are the ghost of Utopia You’re the miracle of America
Every time you learn you don’t regret
All your hurting,all your debts
Cause the whip and kiss won’t help you to forget The emergency of your secrets and your trash
You are turning sorrow with opinions and opinions
Nobody can hear you
Nobody can hear you
This is psychosis  This is the jigsaw blown apart

You are the ghost of Utopia
You’re the concrete start, the divided heart You are the ghost of Utopia
You’re the miracle of America
You are turning sorrow with opinions and opinions Nobody can hear you Nobody can hear you
This is psychosis

Etiketler , , , , , , ,

Yoğun günlerden bir demet…

Bu aralar şu geçici iş olayı yüzünden baya yoğunum. Çalış çalış dur. Eğlenceli neyseki de çekilir durumda. Bu yoğun günlerde Neil Gaiman’dan Yokyer’i bitirdim ve hemen yeni bir kitaba başladım. Neil Gaiman gene çok güzel bir kitap yazmış. Tam monoton mu bitecek derken gerçekten çok eğlenceli bir son ile karşılaştım. Hatta abartıp iki gün sırf bu kitap yüzünden yüzümde bir tebessüm ile gezdim.

Yeni başladığım kitap ise Nobel ödülü almış bir kitap. Kitabın arkasından alıntı yapayım:

Yazar kendi annesinden yola çıkarak, Ethel’in ve Mauritius Adası’ndan Paris’e gelen soylu ailesinin tablosunu sunuyor okuruna. 1930′ların Paris’i… Sömürgelerin, sömürgeciliğin şaşaalı günlerinin özlemi içindeki soylular ve burjuvalar. İkinci Dünya Savaşı’nın ve nazizmin ayak sesleri tüm Avrupa’da işitilirken yaşanan vurdumduymazlık, aymazlık, hatta Hitler hayranlığı. Ve bu yıllarda çocukluktan genç kızlığa adım adım ilerleyen Ethel’in, bütün bu şaşaa içerisinde, Nazi rejimini, anti-semitizmi, açlığı, yoksulluğu ve sefaleti tanıması.

Bir dil virtüozu, bir müzisyen olan J.M.G. Le Clézio’nun romanı, büyüklerin dünyasının bütün yanılgı, hata ve aymazlıkları karşısında duyulan bir öfkenin, tatlı bir melankoli içinde ortaya çıkan anısıdır. Ethel’in kişiliğinde, savaşın sunağında kurban edilmiş, bütün umutları ellerinden zorla sökülüp alınmış bir gençliğin maddi ve manevi açlığına duyulan öfkenin şarkısıdır…

Şimdilik fena gitmiyor. Ağır diye düşünmüştüm ama gayet akıcı.

Bu arada Eurovision’u kazanan Lena’nın hemen kirli çamaşırları ortaya dökülmeye başladı. Neymiş üstsüz görüntüleri varmış filan. Olsa ne olur olmasa ne olur. Anı yaşayın arkadaşlar, bize ne insanların geçmişlerinden…

Bu arada Sonisphere 2010 İstanbul ayağının, 26 Haziran TBC (To Be Confirmed) grubu, hatta günün esas grubu açıklandı. Şaka gibi bir şeyle karşılaştık; Anathema. Ciddiler mi yani. İnsanlar aylarca bekledi ve Anathema mı bu beklenen grup? Türkiye’den ev mi satın aldılar dediğimiz bir gruba dönüştüler artık. Hemde Manowar gibi bir grubun üstüneler. Neyseki hatalarından hemen dönüp, o günün programını yeniden düzenleyeceklermiş. Allah’a şükür…

Bu gün sabah vapura binince aklıma gene her zaman yaşadığımız komik bir olay geldi. Tabi ben Beylerbeyi’nden binerken kalabalık olmadığından başka örneklerle olayı anlatacağım. Efendim, şimdi Kadıköy-Beşiktaş arasındaki vapuru veya Söğütlüçeşme’deki hem treni hem de metrobus’ü veya metroyu gözümüzün önüne getirelim. O malum araçların kapıları açıldığı an insanların inmelerini beklemeden ite kaka içeri giriyorlarya beni benden alıyorlar. İnen insan böyle geri geri itekleniyor filan. Bunları uzaktan izleyince daha bir komik oluyor. Geçen ay içinde trenle Göztepe’ye gidecektim. Centilmenlik olsun diye bir bayana yol verdim, verdiğime pişman olmadım belki ama trene binemiyordum resmen. Tren gibi devamlı insanlar içeri girdi. Ben giremiyordum az kalsın. Neyseki iyi günümdeydim, olay komiğime gitti, gülüp geçtim. İnsanların bu sabırsızlığı beni benden alıyor. 2 sn yüzünden hayatlarını bile tehlikeye atabiliyorlar. Neyse, zamanla anlarım heralde. Pek sanmıyorum ama bir umut işte. Tezcalı bir halk olmamızında bunda etkisi var pek tabiki.

Bu arada siyaset pek yazmak istemiyorum ama şu geçen hafta İsrail’in malum saldırısı hakkında iki kelime etmeden duramayacağım. Zamanında kendilerine yapılanları şimdi kendilerin yapmasıda nasıl bir ironidir bilinmez…

P.S:Bu arada Windows’um patladı sanırsam. Kurtarma çalışmaları devam ediyor. Durduk yere neden böyle şeyler oluyor anlamıyorum. NTLDR dosyası yüzündenmiş sanırsam. Yardımlara muhçacım tabiki de… Umarım en yakın zamanda kurtarırım, hayırlısı…

Etiketler , , , , , ,

Eurovision 2010

Veee Eurovision geldi çattı, hatta bitti bile. Bilindiği gibi Türkiye’yi Manga temsil etti. Şöyle bir dün akşama bakarsak geçen senenin kazananı yüzünden çoğu ülke sübyen tipli çocuklarla katılmış. İşte hala anlayamadıkları şey artık o işler eskide kaldı. Günümüzde herkez yenilik istiyor. 2. sene yemiyor aynı taktik. Böyle bir durumda da bizim şansımızda inanılmazdı aslında. Çünkü tek düze yarışmacıların arasında ne kadar beğenmesem de bizim şarkımız çok daha hareketli ve dikkat çekiciydi. Sahnenin arkasındaki power ranger ise eh işte. Mankenimiz 55 kiloymuş. Giydiği kıyafet ise 70. Maşallah. Yakında halter yarışmalarında da ülkesini temsil eder artık.

Yarışmadan bir gün önce dinlediğim Lena favorimdi. Adı “Satellite” olan şarkı hem tatlı hem de sözleri baya hoştu. İngiliz ve Alman şiveleri karışık değişik aksanı ise belkide onu öne çıkardı. Son senelerde olduğu gibi birinci olan açtı arayı gitti. Aklımda kalan diğer ülkelerden Ukrayna da bence fena değildi. Fransa heralde dalga geçiyor dedim. Geçen sene Patricia Kaas, bu sene bu re… neyse…  Nasıl bu kadar farklı bir zihniyet olabilir. Yunanistan’da 2 sene bir filan kemençeyi çıkarıyor piyasaya. Karadeniz halkıma koyuyor olsa gerek. Haklılarda…

Düne ait bir ironide Almanya’nın yarışmayı İngilizce bir şarkı ile kazanmasıydı. Acep dedim Hitler’in kemikleri sızlıyor mudur? Ve şunuda anlayabiliriz: mesela, Yunanistan kendi dilinde katıldı. Yunanca – Rumca, hadi anlayan ülkeler var. Sırbistan, Bregovic’in bestesi ile sırpça katıldı. Milliyetçiler zaten biliyoruz. Ama şarkıda güzeldi. O bölgede o dili konuşan ya da anlayan ülkeler var. Bu da tamam. İspanyolca ve Fransa’da kendi dillerinde katıldı. İkiside dünyada en çok konuşulan dillerden. Bunlar da tamam da Portekiz ve İsrail’i anlamadım. Kim ne anladı da? Kendi insanları dışında anlamış olanı sanmıyorum. Bilmiyorum bana biraz garip geliyor.

Gecenin efsanelerinden biri de JimmyJump idi. Ben şovun parçası sanmıştım, hatta seyirciler arasındaki gölgeleride görünce ne değişik şov dedim ama değilmiş, sazanlığıma yenik düştüm. Kafasındaki o şeyle gerçekten efsaneydi.

Son olarak da bir kaç sözümde İngiltere için olacak. İstikrarlı bir ülke, beni gene şaşırtmadı ve sonuncu oldu. Rock’n'Roll’un atalarının cidden kemikleri sızlıyordur. Yani koskoca müzik kültürü olan bir ülke nasıl bu kadar alakasız saçma sapan şeyler yapar. O arkadaki kız vokallerin sesleri rezaletti. Bare onları doğru düzgün seç yani. Ben bir patlama bekliyorum ama umutla…

P.S: Hayatımda bir kere oy kullandım şu yarışmada, o da kazandı. İnsanlar 2006 yılında Finlandiya’ya 1. lik getiren Lordi’nin yarışmadaki başarısını, aslında yarışmaya olan bir tepki olduğunu anlamalıydı ve yarışma sona ermeliydi. Tabi olacak şey değil ama yani olayı oydu. İnanılmaz büyük bir tepki hemde. 2007′ye de rock şarkıları ağırlığını koymuştu, her sene aynı senaryo. Sar sar oynat…

Etiketler , , , , , ,