Tagged with Ironmaiden

O ne ola ki?

Tutturmuşlar bir sevgililer günüdür gidiyor. Anneler, babalar ve öğretmen gününü anlıyorum da ki bunları da kabul etmem uzun süre aldı, sevgililer gününü kabul edemiyorum. Sevgililerin günü mü olur? Sevgilinle buluştuğun, hadi biraz daha spesifikleştireyim, sevgilinle baş başa buluştuğun her gün sizin için sevgililer günüdür. Sevgilinin özel günü mü olur? O günden farklı daha güzel bir yerde yemek yiyorsundur ya da hediye alıyorsundur. Ee bunları normal zamanda yapmıyorsa zaten söyleyecek lafım yok. İlla güzel bir yerde yemek yemek için ya da hediye almak için özel bir sevgililer gününe ihtiyaç olması cidden komik ve acı bir durum.

Taksim, Galatasaray Meydanı’nda bugün için özel kocaman bir ağaç yapmışlar, üzerinde kalpler var bir sürü. Swatch üstlenmiş bu olayı. İki sevgili altına girip, oradaki sopaları tutunca kalpler yanıp sönüyor. Karşısında bir genç fotoğraf makinesi ile ya fotoğraf çekiyor ya da video. Yani fotoğraf çekiyorsa zaten rezalet bir durum. Fotoğraf çekiyorsa ışıklar neden yanıp sönüyor? Sadece yansa daha mantıklı olur sanırsam. Sanmama gerek yok ya neyse..

Ben sizi bunlarla daha sıkmadan güzel bir haber daha vereyim. Resmi sitede duyrulmadı ama resmi t-shirtün arkasında yazıyor. Evet, 10 Haziran’da Ironmaiden İstanbul’da! Sonisphere kapsamında Türkiye’de benim bildiğim ilk konserlerini verecekler. Judas Priest’ten sorna en inanılmaz haber bu olsa gerek. Bana beş yıl önce filan ikisi de aynı sene Türkiye’ye geliyor deseler bir tarafımla gülerdim herhalde. Şimdi ise o anın tadını çıkarmak için bileniyorum.

Bu güzel haberden sonra futbol dünyasının matemli anlarından birini söylemeden edemeyeceğim. Tam adıyla Ronaldo Luis Nazário de Lima futbolu bıraktığını açıkladı. Çakmalarından sakındığımız, kendisine hayran olduğumuz efsane artık futbolda yok. Geçen hafta Jerry Sloan’ın istifası, bu hafta Ronaldo’nun futbolu bırakması gerçekten dünya sporu için can alıcı şeyler. Orta okulda filan gece yarısı kalkar Utah Jazz – Chicago Bulls final serisini izlerdim. Bana NBA’i tam sevdiren takımı ve koçundan artık geride kimse kalmadı. Stockton reis, senin gibisi hiç gelmedi.

İşler son haftalarda çılgın yoğun olunca yazacak çok şey birikti.

Bunları biliyor musunuz tarzı bir köşe mi yapsam acaba. Mesela Türkiye’ye ilk fiber optik kablonun 1984 yılında döşendiğini biliyor muydunuz? En azından ben yeni öğrendim. Baya bir gelişme var di mi 27 senede? Olur böyle, dert etmemek gerek. Zaten yurtdışı çıkışlarında Türk Telekom’u suçluyoruz paso ama durum öyle değilmiş. Gittim, yerinde gördüm. Hatta çok güzel olayı anlattılar arkadaşlar. Başka ülkelerin yetersizliğini kendimize yıkmak yakışmamış bize.

Bu Sunhine filminin fragmanında ve filmde kullanılan müziği artık neredeyse her filmin fragmanında duymak garip geliyor. Adam ne yapmış ya! John Murphy bu arada soundtracklerini yapan o filmin. Cidden çok güzeldir, dinlemenizi tavsiye ederim. Hatta onu dinleyerek günü kapatıyorum.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , ,

70000 tons of Metal

Vışş… Böyle bir festival var Amerika’da. 24 – 28 Ocak 2011 tarihleri arasında Miami’de gerçekleşecek. Evet, bir ton metal grubu geliyor, ve evet bu güzel geminin içinde gerçekleşicek. Amon Amarth, Blind Guardian, Dark Tranquillity, Death Angel, Epica, Exodus, Fear Factory, Iced Earth, Moonspell, Nevermore, Saxon, Testament ve Sanciuary bunlardan bir kaçı sadece ve en azından benim daha iyi bildiğim gruplar. Bu güzelim gemide olabilecekleri tahmin bile etmek istemiyorum. Benim hayalim bununla gezebilmek, içinde şöyle güzel bir hafta geçirebilmekken adamlar içinde savaş ortamı gerçekleştiriyor. Şu güzelim sahnede olabilecekleri düşünmek dahi istemiyorum. Metalcileri kötülemek değil amacım, sonuçta bizde o yoldan geçtik ve bize dendiği zaman bu tip şeyler sinirlenirdim yani ama böyle bir festivalde, böyle bir ortamda hayal edince baya komik geliyor bana. Gemi yetkilileri baya cesaretliymiş (Başka bir şey diyecektim de neyse). Umarım gemi sapasağlam seferini tamamlar.

Festival demişken, 2004 yılında düzenlenen Rock The Nations festivali ne güzeldi ya. Maslak Venue idi eski adı mekanın, şimdi hala orası duruyor mu onu bile bilmiyorum. Maslak Sanayi’nin girişinde fazlaca büyük olmayan bir yerdi. Festivalde uyumuştum konserde filan, haha öyle bir festivalde uyumayı başarmıştım ya da. Sonra çok pişman oldum ama olsun. Asıl gelmek istediğim nokta ise oradan aldığım t-shirt. Festivalin kendi, sade t-shirtünü hala giyiyorum evde ve cidden baskısı ve kumaş kalitesi süper. Şimdi dükkanlarda dünya paralara satılanlardan daha bile güzel. İlerde bile giyebileceğim güzel bir hatıra işte, fena mı?

Madem festivallerden girdik, festivallerden devam edelim. Geçen sene çılgınlar gibi aylarca bekleyip, mutlu sona ulaştığımız Sonisphere festivali bu sene de bizimle olacak işallah. Hatta İngiltere ve Fransa ayakları açıklanmış. Geçen sene Big Four’un gitmediği yerlere Big Four + Slipknot gidiyor. Rammstein yerine ayrı bir manyak grup Slipknot dahil olmuş. Burdan anlağımız Stone Sour bu sene dinlenecek.  Asıl haber ise, bu sene Big Four’un gitmeyeceği yerlere de Ironmaiden’ın gideceği dedikoduları. Ne kadar doğru bilmiyorum ama gelmeden inanmam tripleri bu noktada en sağlıklısı gibi geliyor bana. Çünkü “ay kolum ağrıyor”, “ay bi tarafım acıyor” deyip gelmemeyi bahane eden çok fazla grup oldu. Hele bi’ sahneye çıksınlar ondan sonra inanarız. (Hatta şu an Sonisphere’ın sitesine baktım da Polonya ve İspanya’da Big Four yerine Ironmaiden var, hadi hayırlısı bakalım.)

Neyse bu sefer ki de festival yazısı gibi olsun…

 

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Son günlerde…

Sonunda bilgisayarıma kavuştum. Belki sorunu gideremedim ve yeni harddiskime Windows 7 kurup, ilişkimize yeni bir sayfa açtım, ama sonuçta eski harddiskime format atmak zorunda kalmadım. Hoş bir kaç sıkıntı var hala ama sırayla onlarıda gidermeye çalışıyorum. Ama şu cızırtı olayını hala çözemedim ve kafayı yeme durumuna gelmiş bulunuyorum.

True Blood, 3. sezonu ile sevenlerine tekrardan merhaba dedi. Bende ilk defa bu diziyi her hafta izleyen moda büründüm. Ama böyle olmuyormuş bunu farkettim. Böyle bütün sezonu arka arkaya izleyeceksin, oh mis. Bu tip bir diziymiş bunu anlmadım. 2. bölüm güzeldi evet, ama 3. bölümden sonra bu kanaata vardım.

Bugün eve dönerken aklıma bir şey geldi. Bu ilk defa olmuyor, hatta hemen hemen her film izleyişimde aklıma geliyor. Şimdi bu Hollywood filmlerinde en klişe olan örnekle olayı açıklayayım. Esas adamımız, filmdeki güzel kızı kapar ve bir araba kovalamacası başlar. Böyle silahlar patlar filan, sonra esas adam kötüleri daha rahat vurmak için direksiyonu kıza bırakır. Haliyle koltukları da değiştirirler. Gelin görünki bu iki oyuncumuzunda boyu eşit olmaması rağmen koltuk ayarı yapmadan rahatlıkla arabayı kullanabiliyorlar. Hep aynı bu. Artık gözüme batıyor ciddi bir şekilde ve rahatsız oluyorum. Arabalarda eski püskü şeyler genelde. Hani hafızasında filan vardır da oda yok. Tabi benim istediğimde olmayacak bişey ama daha dikkatli olursa senaristler sevinirim…

Geçen gün Dünya Kupası maçlarından birini izlerken bir reklam gördüm. Grundig Led TV’nin reklamı. Şu buzdolabının içinde bile televizyon olup, maçın hiç bir anını kaçırmamaya çalışan delikanlının reklamı. Efsane olmuş ya. Çok güldüm. Ama gelin görünki reklamda belirtilmek istenen şey; maçın hiç bir anını kaçırmayın, usb’ye kaydedin. Yani ben içeri su almaya gittiğimde o usb ye kaydetmeye başlayacak ve geldiğimde kaldığım yerden devam edebileceğim. En azından benim anladığım bu. Ama bu maç yani, dizi filan değilki. Yan komşunun gol sesini duyduktan sonra benim ekranımda gol olmamış, ben n’apayım öyle maçı. İnternette izlerken bile gecikmeden şikayetçiyiz biz, böyle mantığı kaldıramıyor bünyem.

Maçlardan bahsetmişken, Almanya – İngiltere maçında verilmeyen gol olayı var. Şu Defoe’nun vurduğu top, önce üst direğe çarpıyor, sonra da kale çizgisinin içinden sekip dışarı çıkıyor. Almanya kalecisi Neuer’de çok akıllıca topu hemen tutup, oyuna sokuyor. Ben olsam onun yerinde “ah ulan girdi be” der ve üzülme moduna geçerim. Hakemde benim bu hareketlerimden dolayı golü verirdi. Bende rezil olurdum haha. Ama yani o golüde görmeyen insan da bu işi yapmasın di mi?… Japonya, Paraguay’a penaltılarla elendi. Japonya’da penaltıyı kaçıran arkadaş, harakiri denemelerine girmiyordur umarım…

Bu arada Çırağan’daki iş başarıyla bitti ve dinlenmeye fırsatımız oldu. Tatil planlarına başladım tabiki de. Ama hala karar veremedik, nereye gitsek filan. Bu konuda önerilere açığım (Tabi işe girersem tatil umrumda olmaz).

Bugün (30 Haziran)  lise arkadaşım Mümtaz’ın düğünü için Çeşme’ye gideceğim. Hazır gitmişken akarabalarımıda ziyaret edeceğim haliyle. Geçen cumartesi üniversiteden bir akraşım evlendi. Gerilmeye başladım bende, sözlenen arkadaşlarım filan da var, bunlar bana bir mesaj mı onu çözmeye çalışıyorum şimdide. O kadar yaşlandık mı ya?…

P.S: Hala Rammstein’ın etkisindeyim. Neyseki bu konuda yalnızda değilim, benim gibi bir sürü insan var. Konserde cep telefonumla çektiğim videoyuda burada paylaşayım dedim. Sonisphere 2011 içinde dedikodular dolaşmaya başladı. Bazı gruplar; Ironmaiden, Pearl Jam, Slipknot… Olan bizim stada oluyor valla…

Etiketler , , , , , , , , , ,