Sonunda bitti. Bu cumartesi organizasyonun son günüydü ve o da bitince rahatladık. Hatta dün (pazar) gezerken, sanırsam son bir ayda ilk defa iş düşünmediğim bir gün oldu. Hatta neden işte değilim diye de kendime sorup duruyordum. 2 hafta önce halı sahaya giderken yaşadığım garipsemeyi bu hafta da yaşayacak gibiyim. “Ne işim var burada?”. İnsan bu kadar çalışmaya alışınca kendini kaybediyormuş, onu fark ettim.
O kadar uçmuşum ki dün Oscarları dağıtmışlar. İzlemediğim bir film alınca ödülü pek yorum yapamayacağım. Ama en azından görsel ödülleri umduğum filme gitmiş: Inception. Soundtrack olarak da ya Inception ya da The Social Network alsın istiyordum, onu da The Social Network almış. Ama bence gecenin en komik olayı, en iyi erkek oyuncular tanıtılırken James Franco’nun sunucu olması dolayısıyla koltuktaki yerinde değil de sahne arkasında olmasıydı. Kazansa daha komik olabilirdi. Direk sahne arkasından fırlardı.
Geçen yazı unuttum yazmayı ama şu filmlerde ilk ilişkide hamile kalma klişesinden ne zaman kurtulacağız. Hani sadece Türk filmlerinde olsa diyeceğim ki bize has bir şey. Ama durum öyle değil. Koskoca Hollywood bile bu klişeye kendini fazlasıyla kaptırmış durumda. En son Fringe’de görünce hele yok artık dedim. Bir dizimizde vardı. Kız öpüşmüyor, utanıyor filan ama sonra bir baktım kız hamile. Haha süperdi o olay ya.
Parayı gören çılgın Türk gibi Mey içki de kendisini İngiliz Diageo firmasına sattı. İsim bir şey ifade etmiyor olabilir. Kendileri Johnie Walker’ın sahipleri. Artık Yeni Rakı ve Tekirdağ’da “Keep Walking” diyecek. 2.1 milyar dolara satılmış. Bilmiyorum ne kadar mantıklı ama en azından kendi içkimiz bizden birine ait olsaydı. Çünkü o bizim yerel içkimiz. Onu da elaleme bırakmak garip geliyor. Türk birilerinin de Türkiye’ye has bir şeysi olsun istiyor insan.
Son olarak bir konser haberi daha paylaşmak istiyorum. “This Love” ile Türkiye’de tanınan ve bayağı sevilen Maroon 15 Nisan 2011 günü Kuruçeşme Arena’da sahne alacak. Yalnız bilet fiyatları çılgın. En ucuz bilet 87 TL. Judas Priest’e o fiyatlarda konsere gittiğimizi düşünürsek biraz komik bir rakam. Ben seyirci sayısından pek umutlu değilim. Evet güzel bir grup, şarkıları filan da kaliteli ama tek konser için 87 TL eder mi o tartışılır işte. Belki de içki yasası ile ilk darbe yiyen organizasyondur bu. Sponsorunun da CocaCola olması bundan dolayı olabilir.
Cnbc-e’de yeni mi başladı bilmiyorum ama bir kaç şey karalamak istemekteyim bu The Walking Dead hakkında. Daha önce zaman bulamadığım için izlememiştim. Geçen hafa zaten 6 bölüm gibi kısa süren bu diziyi izleme fırsatım oldu. Çizgi roman uyarlaması kendisi. 2003 yılında piyasaya sürüldü. O tarihi bilmem ama 2010′u 2011′e bağlayan yıllarda şerif kıyafetli, bize kovboy andıran bir ana karakter bana komik geliyor. Yani başka kıyafet giyme şansı bile varken bunu yapmayan bir insandan bahsediyoruz. Onun dışında dizinin konusuna bakarsak, biraz Resident Evil, biraz 28 Days Later, biraz Shaun of The Dead vs vs. Hepsinin ilgi çekici yanlarının birleşmesinden bir dizi elde etmişler. İlk sezonun altı bölüm olma sebebi ise çizgi romanın da ilk serisinin altı bölüm olması imiş. Hoş tüm serileri altı bölüm. Böyle böyle yediremezler ama. Lost gibi efsane olursa anca ki öyle bir dizi olabileceğini sanmıyorum. Zaten çizgi roman da bir yerden sonra zombi konsepti baya azalıyormuş. Daha çok psikolojik bir hal alıyormuş. Güzel bir noktaya temas edilmiş ama güzel işlenirse anca izletir kendisini.
Sonunda bilgisayarıma kavuştum. Belki sorunu gideremedim ve yeni harddiskime Windows 7 kurup, ilişkimize yeni bir sayfa açtım, ama sonuçta eski harddiskime format atmak zorunda kalmadım. Hoş bir kaç sıkıntı var hala ama sırayla onlarıda gidermeye çalışıyorum. Ama şu cızırtı olayını hala çözemedim ve kafayı yeme durumuna gelmiş bulunuyorum.