Tagged with galatasaray

Son saniyelerin haftasonusu

Cuma’dan başlayıp, pazar gecesine kadar süren zamanda beş tane maçta son saniyelere kadar heyecan mı desem, stres mi desem bilemediğim duygular yaşandı. Cuma günü önce Panathinaikos – CSKA maçı, daha sonra Barcelona – Olympiakos maçı ile oturmadan basketbola doyduk resmen. İki maçta son basketlere kadar süperdi. Açıkçası ben Final Four’da Panathinaikos’u destekliyordum ama o son topu herhalde kimse açıklayamaz. Oraya kadar getirilen maçta o son top cidden ağlatır insanı. Ne kadar kötü kullanılır?’a ders gibi. Daha sonra da Beşiktaş maçını sallayıp resmen Olympiakos’a odaklandım. Pana olmadıysa illa da komşu olsun şampiyon diye Olympiakos’u destekledim. Spanoulis insan olsaydı herhalde böyle oynayamazdı. Resmen Yunan taktiği ile uyuta uyuta finale çıktılar. Final mi? İzleyenler bilir, fazla söze ne gerek… Euroleague tarihinde en süper geri dönüş tescilli olarak. 28 dakikada 19 sayılık farkı kapatıp, son saniye basketi ile şampiyon olmak. Hele ki kadrodanki iyi oyuncuları kaybetmiş olmana rağmen. Ama buradaki koç faktörü de asla yadsınamaz. Dušan Ivković resmen takım olma dersi verdirtti. Hele ki maç içinde gitti denen maçı nasıl geri getiren taktikleri bir anda ortaya çıkararak Avrupa’nın en iyi koçu olduğunu kanıtladı. Tabi ki bunda Teodosic’in katkısı da yadsınamaz. Son periyotta yanlış hatırlamıyorsam 5-6 hücumu tek başına mahvetti. Daha bencilce kullanamazdı sanırsam. Belki de Sinan Erdem ile kötü anılarının olmasınında bunda etkisi vardı. Sonuç olarak mükemmel bir final ve bir turnuva izledik. Gene İstanbul ve gene unutulmaz bir final.

City'in resmi twitter hesabının paylaştığı fotoğrafFinalden hemen önce İngiltere’de inanılmaz anları izledik. Son haftaya uzayan şampiyonluk yarışının galibi bildiğiniz gibi uzatmanın da son dakikalarında golü bulan City’nin oldu. 44 yıl sonra gelen şampiyonluk sonrası “NOT IN MY LIFE” pankartı ile birini gördüm. Bir kesim Fenerbahçeli arkadaşım için de kupa alırlarsa bunu yapmalarını öneriyorum. Neyse önemli olan burada QPR’ın Stoke City’in golünden sonra ve o maçın bitmesinden sonra artık daha fazla kasamamaları. Resmen bir rahatlama yaşadıkları an son gol geldi. Cisse’nin koşarak gelip Nasri’ye sarılması filan.. Bunlar cidden çok güzel görüntüler. Bizim ülkemizde olmayan cinsten. Maçın bitimiyle birlikte de tüm tribünler sahaya girdi. Ama ondan önce hele ki skor 1-2 iken taraftarların tepkileri de ayrı bir komikti.

Geri sayımın son maçı ise Türkiye’den: Fenerbahçe – Galatasaray. Saçma sapan bir playoff olayı çıkarıldı. Nedeni çok belli: Şike olayları yüzünden kaybedilen LigTV müşterileri ve insanları futboldan soğuyup ilgi göstermediği dönemdeki kaybı playoff’ta geri kazanmak. Fikstürün bile LigTV’nin stüdyolarında çekilmesi filan komedi ötesi. Nitekim istenen de oldu ve Playoff’ta Fenerbahçe aradaki puan farkını kapattı ve şampiyon belirleme son maça kaldı. Maçı izleyenler bilmiyorum dikkat etti mi ama maç mı izledik yoksa reklamları mı belli değildi. Ne kadar büyük televizyon alırsanız alın yayıncı kuruluşlar daima onu sizin için küçültmesini bilir. Neyse maç berabere bitti, maçın stresi ve gerginliği ile sahada futbola dair hiç bir şey olmadı. Cüneyt Çakır cidden iyi yönetti maçı, bunu da belirtmek lazım. Saha futbolcular arasında oluşan ufak gerginlikler filan çok normal. Seyircinin sessizleşmesi filan, kendimi onların yerine koyamıyorum o an. Son düdükten sonra da Fenerbahçeli hiç bir futbolcu pislik çıkarmadan, üzüldü. Haber yalan değilse ki sanmıyorum Alex Galatasaray soyunma odasına gidip herkesi tek tek kutlamış. Olması gerekenler bunlar. Olmaması gerekense sahaya girmeler, çatışmalar filan. Polise de nasıl talimat verildiyse saha gireni bayılana kadar dövmek filan… Şaka gibi cidden. Bu ülkede taraftara, maça gidene teröristten öte bir muamele yapılıyor. Takımı, rengi hiç önemli değil. Hepsine aynı muamele. Ama en çok şu soruyu sormak isterim: Benzin istasyonuna fişek atıp, oradaki arabaları devirip yakan mı daha salak, yoksa benzin istasyonun yanında havaya ateş eden polis mi? Yaşananlar rezalet ötesi. Ama normal taraftarında bunları yapacağına asla inanmıyorum.

Şimdi kesişme noktasına gelirsek; bu üç maçında ortak noktası, üçünde de sahaya taraftarın girmesi. City maçında sahaya girildi, futbolculara sarıldılar ki futbolcular baya korktu bu durumdan ama özel güvenlik futbolcuları alıp soyunma odasına götürdü. Sonra 15 dakika geçti geçmedi taraftar tribünlere geri döndü ve saha içi boşaldı. Polis mi? Ne polisi? Lakin Olympiakos şampiyon oldu, tribünlerden seyirciler sahaya indi, basketbolcularla coştular ama kimseye dokunulmadı. En azından kaba kuvvet olmadı. Ne oldu? Seyirci kendi kendine yerine geçti… Bir de kendi ligimizdeki maça bakıyoruz. Tamam biri uluslararası bir turnuva filan ama ne olursa olsun sahaya girdi diye taraftarı o kadar dövme olayları filan… Kafalarda sorun var ve bu tek taraflı da değil…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Trend bu, ne yaparsın?

Kadıköy’de gene değişim gerçekleşti. Trend neyse dönüşüm o yönde oluyor. Eskiden internet cafeler meşhurken her yer internet cafeydi. Şimdi o gördüğümüz yerlerin hepsi fish & chips modunda birahanelere dönüşmüş. Yan yana 39849384 tane bayar bir şekilde de seni içeri sokmaya çalışan tipler var. Tam turistik bölge olmuş. En sevmediğim konsept. Nevizade’nin yeni versiyonu gibi. Çok ucuz ve basit gözüküyor. Seveni vardır ama benim gibi sevmeyeni de çoktur. Bu tip mekanlarda içeride bir konsept olması daha hoş oluyor. İyi kötü bir şey olması lazım. Tıpkısının aynısı mekanlar bayıyor. Ama dediğim gibi trend bu ne yaparsın?

Kitap okumak istiyorum artık. Alıyorum yeni kitaplar okuyamıyorum. Gözlerim kapanıyor direk, bu konuda cidden yardımcı olabilecek birilerine de ihtiyacım var diyebilirim.

Bir de Euroleague Final Four’a gitmek istiyordum ama biletler tükenmiş. Ne zaman çıkmış, ne zaman bitmiş anlamadım. Cidden gitmeyi çok istiyordum. Yazık oldu… Kim mi şampiyon olur? Tabi ki CSKA…

Bu arada EuroChallange’da şampiyon olduktan sonra playoff’da da Fenerbahçe’yi eledik, süper gidiyoruz. Bu sene daha umutlu gibiyim ama benim şampiyonluk için favorim olan Galatasaray ile yarı final oynayacağız. Cidden zor tur, zaten bunu geçen şampiyon olur. Çok zevkli ve çekişmeli bir play-off turu olacak. Umarım kazanırız.

Etiketler , , , , , ,

İnönü daha başlangıç…

Malumunuz cumartesi oynanması gereken ama pazartesine ertelenen ve olayların çıktığı maç aslında bir başlangıç. Sonun mu başlangıcı olur bilemem. Taraftarın savunulacak hiç bir tarafı yok. Olanlar tam kepazelik. Ama bunun asıl sorumlusu kim? Orayı düşünmek lazım. Sezon başında şike olayları ve hala sonuçlanmamış davalar yüzünden içine edilen lige bir de play-off saçmalığının eklenmesi ilk sırada olabilir. Beşiktaş taraftarı için de sezonun sonundaki ciddi düşüşün verdiği gerginlik eklenebilir. Play-off olunca sezonun sonuna doğru yaşanan gerginlik tamamen ligin uzatmalarında yaşanacak. Şampiyon Galatasaray olmuş, neyi uzatıyoruz denebilir kendi açımdan. Diğer takımlar için son bir çırpınış mı? Yoksa iyi durumda olan takımın diğerlerini daha da ezmesini mi sağlamak?

Hatırlarsınız meşhur su derbisini. Şampiyon olarak gittiği statta Fenerbahçe’nin başına gelenleri. Hemen hemen aynı senaryo Kadıköy’de gerçekleşecek aslında. Basının ve özellikle LigTV’nin istediği bu aslında. Gündemlerini ayakta tutabilmek. İnönü daha başlangıç derken bundan bahsediyorum. Hoş keşke bunların hiç biri olmasa… Futbol yüzünden ölümlerin, filmlerin çekildiği İngiltere’de bile rakibini alkışlıyor Manchester United sahasına şampiyon geldi diye. Sırf takımca değil, taraftarca… Ne kaybetti? Koca bir hiç. Ne kazandı? Hala akıllarımızda inanılmaz bir anı olarak kaldı. Şimdi bunu su derbisine eşleştirin… Aramızdaki dağlar kadar fark bu işte. Taraftar olmak sadece bağırmak ya da çeşitli boyutlarda şovlar yapmak değil, centilmenliğini de sergilemektir.

Bu gerginliğe sebep olan sadece TFF değildir. Buna destek olan tüm klüpler de bunun suçlularıdır. Bu kadar gerginlik olacağı zaten belliydi. Neyse ki puan farkı var da son dakika gerginliği olmayacak gibi. Sonuçta tüm bu yaşananlar planlanmış bir durum, orası çok belli. Kim birinci, kim ikinci olur bazıları için bu önemli değil. Sadece yaşanacak gerginlikten prim yapacak insanlar çok fazla. Onlar emeline ulaşacak orası kesin.

Etiketler , , , , , , , , , ,

Dünya Derbisi (!)

Dün maçın özetini izlerken spikerin “ve dünya derbisi başlıyor!” diye haykırmasını duyunca ne yapacağımı şaşırdım. Bir kaç sene önceye kadar dünyanın en eski derbilerinden biriydi. Diğeri malum Boca – River derbisi. Dün spiker en büyük üç derbisinden birine çevirdi olayı. Tamam bu iki takımı da tutmuyor olabilirim ama kendimizi kandırmayalım. Türkiye’deki hiç bir derbi dünya derbisi filan değil. Son yıllarda zaten rezaletleri ile öne çıkmış bir derbiydi. Üstüne şunu sorsam cevap vermeye utanır insan: Bu dünya derbisi kaç ülkede canlı olarak yayınlandı? 2? 3? Arap ülkelerinden başka İspanya’da mı? Neyse ki bu sefer olay filan çıkmadı da futbol konuşuluyor maçtan sonra. Ama nasıl oldu da lanet bozuldu anlamakta mümkün değil.

Dün gece derbi dışında da garip şeyler oldu. Son yıllara Şampiyonlar Ligi’ne damgasını vurmuş Manchester United kupadan elendi. Basel’e yenilerek herkesi şaşırttılar resmen. Onların dışında Manchester City, Porto ve Valencia da yollarına Avrupa Ligi’nde devam edecekler. Gene bizim şansımıza en kazık takımlar Avrupa Ligi’nde! Bu sezon baya farklı maçlarda oldu. Mesela dün Lyon’dan umutlandık gene ama 8 olması. İlk yarısı 1-1 biten maçın son 15 dakikasına 7-1 girildi. Bir tane daha ataydılar ya! Fenerbahçeliler ve Beşiktaşlıların beklentileri vardı ama sadece Fenerbahçelilerin ki gerçekleşti. Dünkü maçlar sonunda üç takım gruplarında sıfır puan çekti ve Fenerbahçe’yi yalnız bırakmadılar. Olan gene bize oldu.

Etiketler , , , , , , , , , ,

Kendi minik dünyalarına karşın bir garip derbi

Pazar günü büyük çoğunluğumuz akşam heyecanlı bir şekilde Beşiktaş – Galatasaray derbisini izledik. Gol yoktu ama futbol güzeldi diyelim maç hakkında. Zaten anlatmak isteyeceklerim sahada ki futboldan çok saha dışı olaylar.

Maçtaki “kafes” diye adlandırılan yerde siyah-beyaz renkli insanlar vardı. Kadınlar ve çocukları kafese almışlar. Büyük ihtimalle tribünler kafese doğru dönüp laf atamadığından kendilerini yalnız hissetmişlerdir. Çünkü en azından Türkiye’de bu maçlarda büyük bir eğlencedir ve klüp başkanları sırf cezalardan korktukları için hemen kolayı seçip, tribün güzelliklerinden anlamamaları yüzünden böyle bir karar aldılar. Önce play-off saçmalığı ile darbe vurdukları futbola, daha sonra derbilere rakip taraftar götürmeme ile darbe vurdular. Tek düşünceleri cepleri, ama çıkıp sanki bir şeyleri umursuyormuş gibi konuşmayı biliyorlar. Toplantı yaptıkları o odayı kendi dünyaları sanıyorlar. Her olayda olduğu gibi tepki koymayı daha düzgün yapabilsek öyle olmadığını görecekler, görmek zorunda kalacaklar.

25 yıl önce insanlar derbilerde yanyana maç izleyebilirken, şimdi geldiğimiz noktada rakip takım seyircisi rakip stada alınmıyor. Ülkemizin gelişimini öve öve bitiremiyoruz lakin iç huzurumuz bir o kadar geriye gidiyor. İnsanın iç huzuru bu kadar geriye giderken nasıl ülke durumu iyi olabiliyor onu anlayamıyorum işte. Gene en başa dönüyoruz. Zengin daha çok zenginleşirken, fakir daha çok fakirleşiyor.

Bu arada geriye gidiyoruz dedim ama gerideki durumun daha iyi olması daha bir ironik. Neresinden tutsan elinde kalıyor. Kendini yönetici sanan beyaz yakalıların bu işi istediklerini yapamayacak olmalarını anlamalarının uzun sürmeyeceğini düşünüyorum. Taraftar elbet bir yerde tepkisini koyacak. Ya daha çok olay çıkaracak ya da makul bir şekilde hakkını arayacak ama sonunda istediğini alacak.

Dk. 65 ve işte o muhteşem duyarlılık şovu. Beşiktaş taraftarı yüreklerindeki sıcaklığı ve ısıyı, güneşlerini Van’a gönderdiler. Bu sadece şov değil unutulanı hatırlatma. Yaptıkları ve yapacakları yardımın habercisi… Helal olsun! Bunu manşete taşımak yerine olmayan ırkçılık zırvalarını manşete çıkarma çabaları ise ayrı bir komedi. Irkçı olsak taraftarın en sevdiği oyuncu Pascal Nouma olmaz. Aynı Pascal Nouma’da bu maçta taraftara destek verip, üstünü çıkarmazdı. Bazen insanların zekasından cidden şüphe ediyorum…

Etiketler , , , , , , , , , , , ,

Aslı olan ruhtur

Dün Radikal’de Kenan Başaran’ın eski bir yazısını okudum. Yazısını şöyle bitiriyor: “Cem Dizdar’ın Egemen pasıyla bitireyim: Kalesine golü atan Egemen’in o bakışı Beşiktaş’a bir ağıt gibi. Teselli eden bir kişi bile yok. Beşiktaşşlı üzülecekse Egemen’in öylece yapayalnız bırakılmasına üzülmeli. Ve İlhan Mansız’ın Fevzi’ye o jestini de hatırlamalı…” Çok ince görülmüş bir olay bu. Aslında Beşiktaş’ın son şampiyonluğundan beri dökülmesinin asıl sebeplerinden biri de bu. Portekiz furyası ile başlayıp, kaybettiğimiz bir ruh. Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan özelliğimizi kaybetmemiz. Cem Dizdar’ın pasıyla Kenan Başaran’ın bize hatırlattığı Fevzi olaylarını dün bir kez daha buldum izledim.

Bilmeyen varsa diye ya da hatırlamayan varsa diye tekrar hatırlatmak isterim. Fevzi, Denizli deplasmanında iki hatalı gol üst üste yer. Biri auta çıkan topu içeri alması, diğeri elinden kaçırması. İlk yarının son dakikalarında Beşiktaş golü bulur ve soyunma odasına 2-1 mağlup gider. İkinci yarıda İlhan Mansız skoru 2-2′ye getiren golü attıktan sonra formasının altından Fevzi’nin formasını çıkarır. Benim halen bile izlediğimde duygulanmama sebep olan bir olaydır bu. Bir hafta sonra ise Beşiktaş İnönü’de Rizespor ile oynar ve Fevzi gene topu elinden kaçırır ve skor 1-1′e gelir. İşte o an Fevzi yıkıldığında yanına Tümer ile bir arkadaşı gelir ve ona moral vermeye çalışırlar. Tümer’in bağırması rahatlıkla duyuluyor. Onu teselli etmesi, yerden kaldırması ve moralini bozmamasını söylemesi. Sonra zaten Fevzi’nin müthiş direğe kafa atma olayı vuku bulur.

Bu sadece hatırlatmak içindi bu ruhu. Şimdi ise kendi kalesine gol atmış arkadaşına herkes sırtını dönüp gidiyor. Geçen sene de böyleydi, ondan önceki senede. Olay yıldızlarda değil takım ruhunda. Bu ruhu sadece Fenerbahçe’de görebiliyoruz bugün. Onun sebebi de kaptan, kaptanlığını yapıyor. Beşiktaş ne zaman İbrahim Üzülmez’i kaybetti, işte o gün ruhunu kaybetti. Onun görevini yapabilecek tek bir adam yok o takımda. Ya da yapmak istemiyorlar. Şimdi ki şımarık çocuğa oynasın diye kaptanlık veriyoruz. Takımı savunması, oyunculara sahip çıkması gerektiğin de ağlak bakışları ile sağa sola voltalar atıyor. Takım içinde ne kadar çok yabancı, o kadar sorun demek. Manchester United neden senelerden beri böyle değil diye soran olursa sebebi çok belli. Alt yapıda birlikte büyümüş çocuklar hepsi. Hepsi birbirlerini çok iyi tanıyor. Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğunda, ya da Türkiye’nin dünya 3. olduğu sene… Hep durum aynıydı. Birbirleri ile büyümüş, zaman geçirmiş, bir aile olmuşlardı. Bir de Hiddink’in Türkiye’sine bakıyoruz. Kampı bile otelde yapıyor, dışarı dahi çıkamıyorlar. Açık cezaevi modunda takılıyorlar. Sahada düşeni kaldıracak bir tane adam yok. Avrupa Şampiyonası’nda böyle miydi? 119. dk’da yediğimi golden sonra Hamit düşen arkadaşlarını kaldırıyordu. Çünkü inanıyordu onlara. Aynı Hamit şimdi umursamaz modda. Çünkü onu o hale getirdiler. Sırf Hamit değil. Yenilen gollerden sonra Volkan yerde çökmüş oturuyor, herkes birbirine arkasını dönmüş söylenip duruyor. Biri çıkıp da “Hadi çocuklar, kendinize gelin!” tarzında bir şey demiyor. Ruhlarını çoktan kaybetmişler.

Abdullah Avcı güvendiğimiz, herkesin sevdiği bir teknik direktör. Şu an ki kadroya baktığımızda çoğu onun alt milli takımlarla başarılı olduğu zaman ki öğrencileri. Zamanında Nuri ile uçurduğu milli takımı, yeniden Nuri ile A Milli Takım’da uygular. Bizim gibi leşçiliği seven insanlar arasında başarılı olması dileğiyle, hayırlı olsun.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Haydi geçmiş olsun…

İlk maçtan sonra yazacaktım ama sinirlerime hakim olmayı başardım. Dün maçın 40. dakikasından sonrasını izleyebildim ve iyi ki de olmuşum demişim. İsimsiz insanlar her zaman daha çok güvenilirdir. Aslında nereden başlasam bilemiyorum. Federasyonun hatalarından mı? Teknik ekibin hatalarından mı? Yoksa ego şampiyonu oyuncularımızdan mı? Destek bile olamayan taraftardan mı?

Balık baştan kokar. Kendi kararlarını bile veremeyen bir federasyonumuz var. Devleti arkasına almış, ne yapması gerektiğini bile bilmeden hareket ediyorlar. Hiddink’in isteği üzerine maçı İstanbul’a alıyorsun ama geçmişe hiç bakmıyorsun. En kritik maçlarımızı hep İstanbul dışında oynamış ve kazanmışız. Çünkü ülkeyi, halkı tanıyan teknik direktörler ile bunu yapmışız. İstanbul maçlarında hep aynı şey olmuştur. İnönü’de Fenerbahçe’ye laf atılmıştır , Kadıköy’de Galatasaray’a laf atılmıştır ve son olarak da Türk Telekom Arena’da Fenerbahçe’li oyuncular protesto edildi, ıslıklandı. UEFA kupası finalinde bile Fenerbahçe tezahüratları yapılmıştı. Biz böyle insanlarız işte. Aslında Hiddink’i orada oynamak istediği için suçlayamayız çünkü o bilemez. Federasyonun bunu bile uyaramayacak acizlikte olması üzücü.

Daha altlara inersek teknik heyet gerçekten başarısız. Hiddink 2014 dünya kupası için gençleri monte etmekten filan bahsediyor. Evet dedikleri ve yaptıkları bu açıdan bakılınca mantıklı ama sahada bir umut olur, bir gelişme olur. Hiç bir ışık yok. İçeride dışarıda kolay pes eden ve kontra ataktan gol arayan bir takım var. Burak’a bel bağlamış durumdaydı sadece. Burak kendi takımında bile ara toplarla etkili olan birisi. Nasıl gol attığını da mı izlemiyor? Aslında asıl sorulması gereken şu: Büyük diye adlandırılan takımların maçları dışında hiç mi maç izlemiyorsun? Bunu uyarması gereken kişilerde yanlarında figüranlık yapıyor. Süt dökmüş kedi gibi yanlarında takılıyorlar. Volkan’ın formsuz olduğunu, Hasan Ali Kaldırım diye bir sol bekimiz olduğunu ya da takımında harikalar yaratan ve en sıkıntılı olduğumuz mevkilerden birinde formda Egemen ile daha başarılı olacak Serdar Aziz’i bilmiyor olamazlar. Bugün şişiriliyor mu bilmiyorum ama Mehmet Topal’ı inatla kadroda düşünmeyişinin bir açıklaması olması lazım. Selçuk Şahin kendi takımında daimi değil ki milli takımda ilk 11 çıksın. Yani neresinden tutsan elinde kalıyor.

Oyunculara bakıyorsun şişmekten patlıyorlar. Ülkece destek olacağımızdan çok şişiriyoruz onları. Almanya maçından önce olduğu gibi yine aynı şeyi yaptık ve patladılar. Yapısı böyledir Türk halkının. İki övgüyle bir şey olduğunu sanar. Hepimiz böyleyiz ama. Mütevazi olup, egolarını bir yere koyabilselerdi en azından duruma isyan ederlerdi. Sinirden duran topa vurup sarı kart görüp, kendini cezalı duruma düşürmezdi. Sabri gibi isyan eder ve elinden geleni yapardı. Evet komik gözüküyordu ama adamın kapasitesi o. Tek başına isyan etti diye dalga geçenler bile oldu ama yüreğini koyan tek oymuş onu gördük. Hepimiz kendisi ile dalga geçiyoruz ama hakkını da vermek, saygı göstermek lazım. En azından sinirini, isyanını oynayarak geçirmeye çalışıyor. Kafasızca hareketler ederek değil.

Volkan’ın durumu aslında biraz karışık. Sonuna kadar haklı olduğunu düşünüyordum ki yaptığı açıklamalarla haklı olduğu halde kendini haksız yere düşürdü. Volkan Fenerbahçe’de de çok iyi değil son dönemde. Baya formsuz ve hırsını yitirmiş durumda. İlk maçta da yediği golleri yemeye bilirdi kesinlikle. İlk iki golden bahsediyorum. Ama çıkıp da ıslıklamak, küfür etmek mantıklı mı? Hele ki kalecine bunu yapmak ne kadar akıllıca? Adam son oyuncu, onun hatası net gol demek. Maçtan sonra protesto edersin ki o bile doğru değil ya… En büyük tepkiyi küfür etti diye gördü. Küfür etme olayını sevmem ama yediği küfürler ve protestodan sonra onun da tepki göstermesi normal. Hatalı olan reji. Potansiyel olarak bunu yapabileceğini bildiğin oyunculara pozisyondan sonra ağzının ortasına zoom yapmak bir yayıncılık başarısı değil, reyting uğruna insanların arasını açmaktan başka bir şey değildir. Oh Fenerliler ile Galatasaraylılar birbirine girer, maçlarda gerginlik çıkar, bize de haber düşer. Mis… İngiltere’de sahaya biri girince onun suratına ya da yediği tekmelere zoom yapmaktansa insanların tepkilerini gösteriyorlar. Rezaletlerini görmesin izleyenler diye. Zaten daha buradan çuvalladığımız için yapılana şaşıramıyorum. Onu ıslıklayan, protesto eden taraftarında kafa yapısını anlamak mümkün değil, o ayrı. Milli takımı kendi takımından üstün bile göremiyor. Kafası buna müsait değil çünkü.

Bu yaşananlar bize ders olur umarım diye düşünüyorum ama pek sanmıyorum da. Basın istediğini çok güzel aldı ve ortamı da iyice gerdi. Bırakın haber yapmayın her şeyi de çabuk atlatalım şu günleri. Ama mümkün değil. Biz bunlarla besleniyoruz maalesef ki…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , ,

Nedir bu şike muhabbeti?

Şike de şike… Yürümüş gidiyor bu muhabbet. Şimdi bize de sıçradı, sırada kim var meçhul. En ufak inancım yoktu zaten temizliğini şu ligin de sadece 3-5 kurban ile bu işi temizleyebileceklerine inanıyorlarsa işte o zaman sorun vardır. Yıllardır neler dönüyor kim bilir… Emin olun Galatasaray da potada olsaydı ondan da 3-4 kişi sorgulanıyor olurdu şu an. En büyük şansları rezalet bir sezon geçirmeleri. Ama başkanları Ünal Bey’in bunu göz ardı etmesi cidden komik. Garip çıkışlar filan yapıyor. Daha ortada net, yüzde yüz bir kanıt yokken bu kadar acemice çıkışlar ve zamanlamaları cidden üzücü. Kendi takımının olmadığını öğrendikten 24 saat geçmeden hemen saldırıya geçti. Kendi taraftarının bile hepsini mutlu etmedi bu açıklama. Aslında tüm olay farklı bir amaç üzerine kurulmuş ya neyse. Büyük kitlelere hitap etme ve bu kadar büyük paraların döndüğü bir sektörü ele geçirmek kadar güzel bir hayal olabilir mi?

Meanwhile” diye bir tabir vardır İngilizce’de, “bu esnada, bu sırada” anlamına gelen. İşte bu şike olaylarını ekranın sol tarafına çekelim ve “bu esnada” siyasette ne oluyor diye bir bakalım dediğimizde o kadar şey kaçırdığımızı fark ediyoruz ki… Futbol her zaman bir uyutma aracı olmuştur. Mutlu anları ile de mutsuz anları ile de her zaman bir gölgeleme, saklama aracıdır. Futbolun bir yaşam biçimi olma olayı da budur bu ülkede…

Size de önerim uyumamanız, gerçeği görmeniz…

Etiketler , , , , , , ,