Tagged with Dünya Kupası 2010

“Ahtapot Paul Geldi!!!”

İşte meşhur ahtapotumuz Paul. Buda bizim yeni sezon sloganımız. Ne de olmasa meşhur olan herkesin veya her şeyin bir şeylerine çok meraklıyız. Sıla tokası, Bihter çizmeleri vs vs. Bu da direk kendisi; Ahtapot Paul. Şu Almanya’nın meşhur ahtapotu. Maçların %80′ini daha önceden tahmin ederek mesih haline gelen yaratık. En son olarak Almanya – İspanya maçını doğru bilerek, Alman halkını üzdü, (Maç sonucu benide üzdü tabi o ayrı) ama sanırsam İspanya’da halk kahramanı ilan edilecektir. Finalide bilirse pes. Bu arada bakışlarındaki kendine güven beni benden aldı. Ne kadar da bilirkişi bakışı ama.

Bu arada arabanın yan aynalarında örümcek ağları oluşmuş. Kim bilir ne kadar süredir kullanmıyorum ama da buda fazla olmuş. Örümceklerin arabamı sahiplenmesi hiç hoş değil…

P.S: Almanya formama kavuştum, çok mutluyum. Ayrıca bu imac neymiş böyle, abooov…

P.S 2: Yeni işim hayırlı olsun, umarım mutlu ve uzun vadeli bi’şeyler olur…

Edit: Bu yazıyı yayınladığım anlarda Ahtapotumuz Paul yeni tahminleri ile gündeme bomba gibi düştü. 3.lük maçında Almanya’yı, finalde ise maçı İspanya’nın kazanacağını ön gördü. Moralimi bozdun be Paul! Ne İspanya’sı! Bu Nike’ın reklamı olan “Geleceğini Yaz” sloganı ise bu ahtapot için nasıl olur. Böyle kameralar ve flashlar onun üzerinde, dişi ahtapotlarla gönül eğlendiriyor filan. Ya da daha büyük akvaryumda böyle takılıyor filan. Ne olabilir ki başka seçenekler?…

Etiketler , , ,

Çeşme Totemi…

Malumunuz Oasis’in dağılmasından sonra, Noel Gallagher kendi başına yoluna devam ediyor. Akustik konserlerde veriyor ara ara. Türkiye’ye hiç gelmeyen veya getirilemeyen veya da hiç çağrılma zahmetinde bulunulmayan Oasis’in kurucularından, büyük kardeş Noel, yeni konsepti ile Türkiye’ye gelir mi? Şöyle Harbiye Açık Hava konser modeli tam ona göre. Buradan yetkililere sesleniyorum, sesimi duyun!!!

Açık hava konserleri demişken, bu garip hava durumunda da insan nasıl cesaret eder açık hava konserlerine bilemiyorum. İstanbul’da bunca senedir yaşıyorum, ben böyle hava görmedim. Temmuz’a girdik hala bir garip. Yağmur yağıyor, beş dakika sonra güneşten alev alev yanıyoruz. Kararsız havalardan nefret ediyorum. Ya serin, yağmurlu ol ya da hep sıcak ol arkadaşım. Bu ne kararsızlık!

Bende bu kararsızlık içerisinde en son okumakta olduğum kitaba son verdim. Artık dayanamadım ve son 40 sayfa kala pes ettim. Hiç yapmadığım bir şeydi ama her şeyin bir ilki vardır. Artık durma noktasına geldi bana göre, bende daha okuyamayacağım dedim. Ama belki yeni başladığım kitabı bitirdikten sonra, o son 40 sayfayı okurum. Bu arada yeni başladığım kitap; Jess Walter’ın Körler Ülkesi. İngilizcesine baktığımda, kitabın isminin Land of Blind olduğunu gördüm. Acaba diyorum bu filme konu olmuş olan kitap mı? Çünkü 2003 yılında yayınlanmış ilk. Elimin altında internet olmadığından bakamıyorum da… (Diyeceksiniz bu yazıyı nası koydun buraya. Not defterine yazıp, daha sonra kopyala / yapıştır! Hop bu kadar basit)

Bu arada formaları kastan yırtılma tehlikesinde olan gururumuz Gana, pisi pisine dünya kupasından elendi. Uzatmaların son dakikasında penaltı kaçırırsan olacağı bu. Son dakikada eliyle çizgiden topu kesen Suarez de önce vatan haini olacakken, penaltıların sonunda Muslera ile birlikte halk kahramanı oldu. Afrika’nın buraya kadar gelebilmiş, en başarılı tek temsilcisi de elenmiş oldu. Hayır, şunu anlamıyorum. Senelerdir Afrika Şampiyonalar’ında final oyanayan ya da kazanan Mısır, bu dünya kupalarında nerede? O turnuvalarda pek varlık gösteremeyen Gana ve Fildişi dünya kupalarında daha etkili oluyor. Garip…

Şu an Berlin’de olan arkadaşıma yeni Almanya forması siparişini verdim. Bugün (3 Temmuz) alacağını söyledi. Bugün de Almanya – Arjantin maçı var. 2006 yılındaki dünya kupasında, Almanya – İtalya maçından saatler önce Almanya forması almıştım. O gün Almanya elenmişti. Bugünde aynısı olursa koşarak atlarım bi’ yerden artık…

Yıl 1990, Çeşme’de eniştemle Almanya – Arjantin dünya kupası finalini izlemiştik. Maradonalı Arjantin, son dakika penaltı golüyle kupayı kaçırmıştı. Yıl 2010, gene Çeşme’deyim, gene Almanya – Arjantin maçı ve gene eniştemle maçı izleyeceğim. Ama bu sefer çeyrek final. Belki Çeşme totemi, forma toteminden ağır basar da Almanya yener…

Dün (2 Temmuz) lise arkadaşlarımdan bazılarını gördüm. Düşününce 7-8 sene olmuş görüşmeyeli. Hiç değişmemissin dediler de onlar bu seneler içindeki deformasyonumu ve şişip, sönmemi görmedikleri için böyle dediler. Kimin aklına gelirdi ki bunca sene sonra nerede, ne amaçla görüşüceğiz. Hollanda’da yaşayan Mümtaz’ın, Çeşme’deki düğünü için, İstanbul’dan gelen arkadaşları… Vay be…

P.S: Bu yazıyı 3 Temmuz sabahı yazdım, ama bugün yayınlayabiliyorum ancak. O yüzden tarihler ve “dün”, “bugün” gibi terimlerim kafa karıştırabiliyor sanırsam. Kusura bakmayın…

P.S(2): Almanya, Arjantin’i eze eze yendi, Maradona beter oldu ya, daha ne isteyeyim. Çeşme totemi tuttu haha.

Etiketler , , , , , , ,

Son günlerde…

Sonunda bilgisayarıma kavuştum. Belki sorunu gideremedim ve yeni harddiskime Windows 7 kurup, ilişkimize yeni bir sayfa açtım, ama sonuçta eski harddiskime format atmak zorunda kalmadım. Hoş bir kaç sıkıntı var hala ama sırayla onlarıda gidermeye çalışıyorum. Ama şu cızırtı olayını hala çözemedim ve kafayı yeme durumuna gelmiş bulunuyorum.

True Blood, 3. sezonu ile sevenlerine tekrardan merhaba dedi. Bende ilk defa bu diziyi her hafta izleyen moda büründüm. Ama böyle olmuyormuş bunu farkettim. Böyle bütün sezonu arka arkaya izleyeceksin, oh mis. Bu tip bir diziymiş bunu anlmadım. 2. bölüm güzeldi evet, ama 3. bölümden sonra bu kanaata vardım.

Bugün eve dönerken aklıma bir şey geldi. Bu ilk defa olmuyor, hatta hemen hemen her film izleyişimde aklıma geliyor. Şimdi bu Hollywood filmlerinde en klişe olan örnekle olayı açıklayayım. Esas adamımız, filmdeki güzel kızı kapar ve bir araba kovalamacası başlar. Böyle silahlar patlar filan, sonra esas adam kötüleri daha rahat vurmak için direksiyonu kıza bırakır. Haliyle koltukları da değiştirirler. Gelin görünki bu iki oyuncumuzunda boyu eşit olmaması rağmen koltuk ayarı yapmadan rahatlıkla arabayı kullanabiliyorlar. Hep aynı bu. Artık gözüme batıyor ciddi bir şekilde ve rahatsız oluyorum. Arabalarda eski püskü şeyler genelde. Hani hafızasında filan vardır da oda yok. Tabi benim istediğimde olmayacak bişey ama daha dikkatli olursa senaristler sevinirim…

Geçen gün Dünya Kupası maçlarından birini izlerken bir reklam gördüm. Grundig Led TV’nin reklamı. Şu buzdolabının içinde bile televizyon olup, maçın hiç bir anını kaçırmamaya çalışan delikanlının reklamı. Efsane olmuş ya. Çok güldüm. Ama gelin görünki reklamda belirtilmek istenen şey; maçın hiç bir anını kaçırmayın, usb’ye kaydedin. Yani ben içeri su almaya gittiğimde o usb ye kaydetmeye başlayacak ve geldiğimde kaldığım yerden devam edebileceğim. En azından benim anladığım bu. Ama bu maç yani, dizi filan değilki. Yan komşunun gol sesini duyduktan sonra benim ekranımda gol olmamış, ben n’apayım öyle maçı. İnternette izlerken bile gecikmeden şikayetçiyiz biz, böyle mantığı kaldıramıyor bünyem.

Maçlardan bahsetmişken, Almanya – İngiltere maçında verilmeyen gol olayı var. Şu Defoe’nun vurduğu top, önce üst direğe çarpıyor, sonra da kale çizgisinin içinden sekip dışarı çıkıyor. Almanya kalecisi Neuer’de çok akıllıca topu hemen tutup, oyuna sokuyor. Ben olsam onun yerinde “ah ulan girdi be” der ve üzülme moduna geçerim. Hakemde benim bu hareketlerimden dolayı golü verirdi. Bende rezil olurdum haha. Ama yani o golüde görmeyen insan da bu işi yapmasın di mi?… Japonya, Paraguay’a penaltılarla elendi. Japonya’da penaltıyı kaçıran arkadaş, harakiri denemelerine girmiyordur umarım…

Bu arada Çırağan’daki iş başarıyla bitti ve dinlenmeye fırsatımız oldu. Tatil planlarına başladım tabiki de. Ama hala karar veremedik, nereye gitsek filan. Bu konuda önerilere açığım (Tabi işe girersem tatil umrumda olmaz).

Bugün (30 Haziran)  lise arkadaşım Mümtaz’ın düğünü için Çeşme’ye gideceğim. Hazır gitmişken akarabalarımıda ziyaret edeceğim haliyle. Geçen cumartesi üniversiteden bir akraşım evlendi. Gerilmeye başladım bende, sözlenen arkadaşlarım filan da var, bunlar bana bir mesaj mı onu çözmeye çalışıyorum şimdide. O kadar yaşlandık mı ya?…

P.S: Hala Rammstein’ın etkisindeyim. Neyseki bu konuda yalnızda değilim, benim gibi bir sürü insan var. Konserde cep telefonumla çektiğim videoyuda burada paylaşayım dedim. Sonisphere 2011 içinde dedikodular dolaşmaya başladı. Bazı gruplar; Ironmaiden, Pearl Jam, Slipknot… Olan bizim stada oluyor valla…

Etiketler , , , , , , , , , ,

Vuvuzela efsanesi…

Dünya Kupası başladı ve başladığı gibi de tartışmaları beraberinde getirdi. Turnuvadan önce vuvuzela’nın yasaklanması gündeme gelmiş ancak bu çalgının Güney Afrika’ya ait yerel bir şey olduğundan yasaklanmasının doğru olmayacağı açıklanmıştı. Gel gör ki daha turnuva başlayalı 3-4 gün geçtiği gibi insanlar isyan bayraklarını açtı. Durmadan bir arı vızıltısı eşliğinde maçlarımızı izliyoruz. Gol olduğunda dahi ritmi değişmiyor. İnsan gol oldu diye sevinir ya da ne biliyim heycandan durur filan ama yok, aynı tempo devam. Benim önerim şu; eğer ki vuvuzela keyfini uçlarda yaşamak istiyorsanız kulaklıkla izleyin maçları. İş yerinde haliyle başka bir şansım yok. İnternet üzerinden izlediğim site de spiker filan yok. Sadece çevre sesleri ile izlediğimden inanılmaz bir beyin  yıkama seansına dönüşüyor maçlar. Tabi 15 dakika dayanabildim bu eziyete. Tv’de izlerken de kanalı şöyle beş dakika önce filan açın. Önce gözlerinizi kapatın ve vızıltıyı içinizde hissedin. Terapi gibi. Kendinizi hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın ve maçın keyfini çıkarın. Vızıltıyı hissetmeyeceksiniz bile… İyi şanslar…

Dünya Kupası’nın asıl konusu olan futbola dönersek; bu kadar eğlenceli olmadığını göreceksiniz. Belkide en sönük ve futbol adına pek bir şey olmayan maçlar izliyoruz. Düne (15 Haziran) kadar oynanan maçlardan -ki bu da 10 -11 maça filan denk geliyor sanırsam- sadece Almanya – Avustralya maçı üst bitti. En güzel futbolu da pek bir şey beklenmeyen Almanya’dan gördük. Neyseki dün de Kuzey Kore’nin golü ile maç üst bitti. Çatır çatır oynadı adamlar ama helal olsun. İnsan her maçtan sonra üzülüyor tabi neden Türkiye yok diye…

Bu arada sanırsam kupada bir sorunda şu yeni top. Daha kaygan mı ne yapmışlar. Neden anlamadım ama aksiyon yaratmak için sanırsam. Yazık, kabak kalecilere patlıyor…

Bu sıcak yaz günlerine girdiğimiz günlere ben hasta olarak girerek zoru başardım. Burnum çeşme oldu, akıyor durmadan. Baya sıkıntılı, çekilmiyor off offf.

Dün gece eve dönerken taksiyi kullanayım dedim. Eve çabuk gitme aşkına oldu hepsi. Sordum taksiciye trafik yoktur heralde diye, salı gecesi saat 00:00 civarı ne trafiği bakışı yedim üstüne. Haklıydı trafik yoktu ama gişelerde KGS kuyruğu vardı. KGS’si bitmiş veya olmayan insanlar sırası kendisine gelince sağdan soldan kart dileniyor. Haliyle de sırf gece değil günün her anı çekilmeyecek bir olay oluyor. Yani kartı oraya okuttuktan sonra kalan bakiye yazıyor, hiç mi dikkat etmezsin bre kardeşim? demek istiyorum burdan sevgili sürücülere. Bu sistem zaten bir garip ki indirimini de kaldırdı sevgili yetkililer, o yüzden de pek ekonomik değil üstüne de bu acılar çekilecek ızdırap değil. Bende aynı sistemi kullanmama rağmen bunları yazarak gerçek bir ironiye sebep oluyorum.

Bu arada sevgili kişiler tarafından Google’ın bazı kısımlarına erişimi engelledi. Youtube vs gibi sitelere yasağı sorgularken, bu ikinci darbe oldu sanırsam. Anlamıyorum şu mantığı. Yani bize yasaklayınca, bunun bizde olan yararı nedir? Biz giremiyoruz ama amacına ulaşmak isteyen kişiler ordaki icraatlarına devam edip, amaçlarına ulaşıyor. Ben ne anladım bu işten. Bizde bir şekilde (aslında bir çok şekilde) yasaklı bütün sitelere rahatlıkla girebiliyoruz. Kendini tatminde sınır yok sanırsam.

P.S: Pc hala pert, nasıl üşeniyorum anlatamam düzeltmeye. Üşengeçliğim, ızdırap çekmeme ağır basıyor. Şu iş bittikten sonra oturup yeni bir sayfa açtırıcam bilgisayara. Şu incecik kitabı bile bitiremedim, bilgisayarı hangi ara halledeyim o da ayrı bir soru işareti tabi.

Etiketler , , ,