Tagged with Ahtapot Paul

Sakın öleyim deme!

Ölünün arkasından konuşmaya ne meraklıymışız da haberimiz yokmuş. Önce Defne Joy Foster’ın arkasından çeşit çeşit uydurmalar çıktı, üzerine Türkan Saylan’ın arkasından hipnozcu diye enteresan şeyler dendi. Aslında durulan magazin basınına iyi geldi bu kötü haber. Dedikodular, uydurmalar ne geldiyse akıllarına sıktılar. Keşke bu yalan ve uydurma haberlerin gerçek olmadığı ortaya çıktığında bunu yapanlara bir ceza verilebilse. Ne kadar iğrenç bir durum. Yozlaşmışlılığın bu kadarı. Eski filmleri ya da yaşlı insanların anlattıklarını dinledikçe gerçekten halimize üzülüyorum. Eskiden birinin öldüğünü duyduğu zaman tanımayanlar bile ağlarmış. Bir insan öldü diye. Şimdi ise en basit cezanın direk can alma olduğu şeyler izletiliyor bizlere. Popüler olan bu diye. Ya da işte ölen insanların arkasından atıp tutuyoruz. Türkan Saylan baş örtülü kızları hipnotize edip başlarını açtırıyormuş. Buna gerçekten inanan var mı anlamıyorum ya da bu acizane lafları eden kişi gerçekten bu dediklerine inanıyor mu? Bunu televizyona çıkarıp prim yapan kanal da devletin kanalı TRT. Hangisi daha rezil karar veremiyorum.

2010 yılının yıldızı malum yıl sonuna doğru ölmüştü. Dünya Kupası’nda yıldızı parlamıştı. Ahtapot Paul’dan bahsediyorum tabi ki de. Almanya’da yaşadığı akvaryuma kocaman heykelini diktiler. Gidip sarılasım geldi. Pek de çikin bir şey ama olsun.

Fido Dido’yu hatırlayan var mı? T-shirtünü deliler gibi aradığım günler aklıma geldi. Hoş birlikte büyüdüğümüz karakterlerden biri. Bir 7up olsa da içsem filan dedim. Ama eskisi gibi gelmiyor tadı nedense. Belki de Fidosuz bir anlamı yoktur.

Geçen hafta da çok çılgın geçti, önümüzdeki hafta da çılgın geçecek gibi. Kafamı dinlemek istiyorum artık. Zaten bu yaz baya hareketli geçecek gibi. Ufacığından da olsa bir tatil ne güzel giderdi be…

Etiketler , , , , , ,

Yaz babam yaz…

Bir pazar sabahı (sabahın köründe demek daha doğru olur) bir Türkiye kalsiği olan sınav stresi yaşadık. Şu meşhur kopya skandalı yüzünden tekrarlanan kpss sınavı. Kopya yüzünden efsane kurallar gelmiş. Saati filan geçtim, içeriye su dahi sokulamıyor. İçeride hepsi veriliyormuş. Çanta filan sokmak da yasak haliyle. Merak ettim acaba cüzdan serbest mi? Yalnız başınıza giderseniz yandınız. 2-3 kendini bilmez kişiliksiz yüzünden binlerce insana çektirilene bak ya! Asıl bomba ehliyet sınavında olmuş. Adamın teki 30 soruyu 5 dakikada bitirip cebindeki kağıtları karıştırmaya başlamış. Görevliler de “n’apıyor bu delikanlı” diye bakmışlar çocuğa ve üstünü aramışlar. Çocuğun üstünden sınavın cevap anahtarı çıkmış. Pes artık! Ulan bare çaktırma be! Yapıyorsun bi’ şerefsizlik onu da adabıyla yap! Hiç mi kopya çekmedin daha önce? Sonra çocuğu sorguya çekmiş polisler filan, cevap anahtarını sürücü kursu sahibi vermiş. O da nerden bulmuşsa artık? Sonra odayı dinlerken almışlar cevapları deniyor, heh. Artık yozlaşmışlığın doruk noktasındayız. Çok üzücü…

Bugün gazetenin ekinde gördüm. Autoshow Fuarı’nda 2 günde 4 Ferrari siparişi verilmiş. Uçurum iyice açılıyor. Millet geçinemiyor, herkes kıymanın kilosunun 34 TL olmasını eleştiriyor ama 2 günde 4 Ferrari havada uçuşuyor. Ey maşallah! Hayra alamet bir durum değil bunlar.

Güzel bir şeyler olmuyor değil bir yandan; Iverson 6 Kasım’da geliyormuş, haberiniz olsun. Hala rüya gibi geliyor bana. Türk spor tarihinin en büyük transferi resmen bu. Öteside olur mu bilmiyorum. Beşiktaş’da oynayan bi’ oyuncu olsam sevinçten çıldırırdım. Facebook’da görmüştüm: Alemin gözü yaşlı, Allen Iverson Beşiktaşlı!

Cuma günü (29 Ekim’de, yani her yerin çok çılgın kalabalık olduğu gün) orjinal adıyla Social Network (Türkçe adıyla da Sosyal Ağ) filmine gittim. Bu kadar basit ve sığ bir konuyu nasıl böyle sürükleyci ve 1 sn bile sıkılmadan izlenebilecek bir film haline getirilmiş olması resmen sinema dersi. İyi ki filmi David Fincher çekmiş. Aslında tam nerd filmi. Zaten artık dönem nerdlerin dönemi (yani bizim dönemimiz haha). Yalnız herşeyin bir kızaolan kızgınlıkla başlaması trajikomik. Bu arada oyuncularında hakkını vermek lazım. Özellikle Jesse Eisenberg çok iyi oynamış. Hiç sevemediğim Justin Timberlake bile fena değil ve o yavşak tavırları yokru üstünde. Bu arada filmin müzikleri de gerçekten şahaneydi. Bulmam lazım bi’ yerlerden soundtrack albümünü.

Iverson’dan önce beklediğim bir şey daha Türkiye sınırlarına geldi! 29 Ekim günü sanırsam ilk sartışa çıktı Avea bayilerinde. Capitol’deki Avea bayine “Blackberry 9800 ne zaman gelecek?” diye sorduğum da “geldi ki” diye yanıt almam efsaneydi. Heyecan yaptım ve o akşam telefonu aldım (Hoş tabi artık ay sonları nasıl gelecek o ayrı konu). Cidden süper bir alet. Hiç bir (bunuda internette okudum) Blackberry’de olmayan görüntülü konuşma Torch’da da yok. Zaten şu ana kadar sadece askerdeyken kullandığım bir şeydi, kullanmasak da olur diye avutuyorum kendimi. Onun dışında gerçekten çok süper  bir alet. Tek sorunu kendi internet paketlerinin olması. Onun dışında 3G ile bağlanmak mümkün değil. Ama tanıttığınız kablosuz internetlere de otomatik olarak direk bağlanıp, öyle kalıyor.

Geçen hafta için şu meşhur samuray şemsiyemde geldi. Bu hafta bu konularda mutlu oldum diyebilirim. Sapı gerçekten de çok uzun. 2.yi satacaktım ama vazgeçiyor gibiyim. Hani yedek dursun işte mantığı. Ama beni o şemsiye ile hiç bir yere almazlar. Cidden katana gibi gözüküyor.

Son olarak Maradona’nın merhum Ahtapot Paul’un arkasından dediklerini kınayarak günü kapatıyorum.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

JimmyJump uyarmıştı…

Merakla bekliyordum, bu adam ne zaman dünya kupasında sahne alacak diye. En kritik, en can alıcı anda ortaya çıktı. Yayıncı kuruluş ne kadar bu görüntüleri yayınlamasa da daha ilk yarı bitmeden o görüntüler internete düştü. Eurovision’dan sonra yaptığı açıklamada “Eğer Güney Afrika’ya gidersem İspanya maçında sahaya girmeyi hedefliyorum” demişti. Taa o zaman uyarmıştı aslında bizi ki 11 Temmuz’a kadar ortaya çıkmadığını da düşünürsek, final bunun için en güzel andı. JJ’de harika bir fikirle maçın başlamasına 1-2 dakika önce ortaya çıktı. Kafasında o kırmızı şarlatan şapkası, üstünde “Irkçılığa Hayır!” t-shirtü ile dünya kupası heykeline kafasındaki şarlatan şapkasının minaytürünü geçirmeyi amaçladı. Tam başaracakken de güvenlik görevlisinin kritik ama çok başarılı (Bir nevi fatality de diyebiliriz) boğazlama hamlesiyle bu amacına ulaşamadı. Ne olurdu ki yapsa…

Bu seneki dünya kupası ile bir canlı da meşhur oldu: Ahtapot Paul. Daha önceki yazımda da onun hakkında yazmıştım ama bu sefer üzücü bir haberle sarsıldık. Paul bir sonraki dünya kupasını göremeyeceği için emekliye ayrılmış. Sebebi ise kendi türündeki ahtapotların ömürlerinin 4 – 4.5 sene olmasından ve kendisinin 2.5 yaşında olmasından dolayı bir sonraki dünya kupasını görmeyecek olamsından. (Bu nasıl cümle ise işte anlayın artık.) Artık bahisçilerin işi daha zor olacak. Ama Paul’un bilmediği bir şey vardı. Bahis için ki en azından ülkemizde iddaa için maç sonuçları 90 dakika üzerinden değerlendiriliyor. Final maçını bildi ama uzatmalarda gol atıldığı için bahisçi hayranlarını biraz üzdü. Bunu öğrenmesi gerekirkende emekliye ayrıldı. Futbol dünyası seni çok özleyecek Paul…

Bir serzeniş olarak da maçı anlatan TRT spikerine seslenicem. Tamam biz taraf tutabiliriz, çünkü seyirci konumundayız ama sen spikersin ve 75 milyon nüfuslu bir ülkenin ulusal kanalı için çalışıyorsun. Nasıl bir mantıktır ki taraf tutuyosun. Önce Uruguay – Almanya maçında, şimdi de finalde. Bariz bir İspanya taraftarlığı. Çok bilmiş gibi bunu yaparken de önündeki istatistikleri okumakdan acizdi. En çok gol atan takım için hatırladığım kadarıyla Hollanda dedi. Önce dersine çalış, ondan sonra bilmişlik yap. Ayrıca kazanan İspanya’yı ve İniesta’nın golden sonra atletinde yazan şeyi gördükten sonra kendisini özellikle tebrik ediyorum. Duyguları olan bir robotmuş. O nasıl bir futbolculuktur pes.

Geçen pazar sabahı Çengelköy’de balık restoranlarına bakınırken bir yere girdik. Adam önce kapalıyız dedi. Bizde sadece bilgi ve fiyatlara bakmak istiyoruz dedik. O da kişi başı 100-200 arası dedi (Bu nasıl bi’ aralıksa artık) ve fiyatların günlük olduğundan bahsetti. Tamam da 1 haftada ne kadar oynuyabilir ki fiyatlar. Ayrıca mezelerinde mi fiyatı değişiyor balıklarla birlikte. Zorla menüyü alabildik neyseki ama resmen gidin, sizi beğenmedik triplerine girdi böyle. O an böyle suratına paraları atmak istedim. Böyle gidip bunu beğenmedim, şunu beğenmedim diyen şımarık müşteri triplerine girmek istedim. Bu nasıl bir mantıktır yani.

Aynı gün bir dizide daha evlilik dışı ilişkiden (Efendim, dizide kendileri temiz kızı oynayan, öpüşürken bile utanan bir karakter olan kızımız) hamile kaldığını öğrendim. Neredeyse her dizide bir evlilik dışı ilişkiden hamile kalınıyor. Bu bizi ilgililendirmez tabi, bana göre hava hoş. Kendi dertleri. Ama insanımız, vatandaşımız bu dizilere aşık böyle. Bir saniyesini bile kaçırmak istemeden konsantre olmuş bir şekilde izliyor. Ama gerçek hayatta başlarına gelince de hemen infaza başlıyorlar. Aile katliamları, intiharlar vs vs… Hepimiz haberlerde bir şekilde okuyor veya izliyoruz. Ee madem bu kadar karşısın bu olaya neden televizyonda bunu görünce çılgınlar gibi izleyip, haftalarca hakkında konuşuyorsun ki… Nasıl çelişkiler içinde yaşadığımızın kanıtı bu sanırsam.

Etiketler , , , ,

“Ahtapot Paul Geldi!!!”

İşte meşhur ahtapotumuz Paul. Buda bizim yeni sezon sloganımız. Ne de olmasa meşhur olan herkesin veya her şeyin bir şeylerine çok meraklıyız. Sıla tokası, Bihter çizmeleri vs vs. Bu da direk kendisi; Ahtapot Paul. Şu Almanya’nın meşhur ahtapotu. Maçların %80′ini daha önceden tahmin ederek mesih haline gelen yaratık. En son olarak Almanya – İspanya maçını doğru bilerek, Alman halkını üzdü, (Maç sonucu benide üzdü tabi o ayrı) ama sanırsam İspanya’da halk kahramanı ilan edilecektir. Finalide bilirse pes. Bu arada bakışlarındaki kendine güven beni benden aldı. Ne kadar da bilirkişi bakışı ama.

Bu arada arabanın yan aynalarında örümcek ağları oluşmuş. Kim bilir ne kadar süredir kullanmıyorum ama da buda fazla olmuş. Örümceklerin arabamı sahiplenmesi hiç hoş değil…

P.S: Almanya formama kavuştum, çok mutluyum. Ayrıca bu imac neymiş böyle, abooov…

P.S 2: Yeni işim hayırlı olsun, umarım mutlu ve uzun vadeli bi’şeyler olur…

Edit: Bu yazıyı yayınladığım anlarda Ahtapotumuz Paul yeni tahminleri ile gündeme bomba gibi düştü. 3.lük maçında Almanya’yı, finalde ise maçı İspanya’nın kazanacağını ön gördü. Moralimi bozdun be Paul! Ne İspanya’sı! Bu Nike’ın reklamı olan “Geleceğini Yaz” sloganı ise bu ahtapot için nasıl olur. Böyle kameralar ve flashlar onun üzerinde, dişi ahtapotlarla gönül eğlendiriyor filan. Ya da daha büyük akvaryumda böyle takılıyor filan. Ne olabilir ki başka seçenekler?…

Etiketler , , ,