Ölünün arkasından konuşmaya ne meraklıymışız da haberimiz yokmuş. Önce Defne Joy Foster’ın arkasından çeşit çeşit uydurmalar çıktı, üzerine Türkan Saylan’ın arkasından hipnozcu diye enteresan şeyler dendi. Aslında durulan magazin basınına iyi geldi bu kötü haber. Dedikodular, uydurmalar ne geldiyse akıllarına sıktılar. Keşke bu yalan ve uydurma haberlerin gerçek olmadığı ortaya çıktığında bunu yapanlara bir ceza verilebilse. Ne kadar iğrenç bir durum. Yozlaşmışlılığın bu kadarı. Eski filmleri ya da yaşlı insanların anlattıklarını dinledikçe gerçekten halimize üzülüyorum. Eskiden birinin öldüğünü duyduğu zaman tanımayanlar bile ağlarmış. Bir insan öldü diye. Şimdi ise en basit cezanın direk can alma olduğu şeyler izletiliyor bizlere. Popüler olan bu diye. Ya da işte ölen insanların arkasından atıp tutuyoruz. Türkan Saylan baş örtülü kızları hipnotize edip başlarını açtırıyormuş. Buna gerçekten inanan var mı anlamıyorum ya da bu acizane lafları eden kişi gerçekten bu dediklerine inanıyor mu? Bunu televizyona çıkarıp prim yapan kanal da devletin kanalı TRT. Hangisi daha rezil karar veremiyorum.
2010 yılının yıldızı malum yıl sonuna doğru ölmüştü. Dünya Kupası’nda yıldızı parlamıştı. Ahtapot Paul’dan bahsediyorum tabi ki de. Almanya’da yaşadığı akvaryuma kocaman heykelini diktiler. Gidip sarılasım geldi. Pek de çikin bir şey ama olsun.
Fido Dido’yu hatırlayan var mı? T-shirtünü deliler gibi aradığım günler aklıma geldi. Hoş birlikte büyüdüğümüz karakterlerden biri. Bir 7up olsa da içsem filan dedim. Ama eskisi gibi gelmiyor tadı nedense. Belki de Fidosuz bir anlamı yoktur.
Geçen hafta da çok çılgın geçti, önümüzdeki hafta da çılgın geçecek gibi. Kafamı dinlemek istiyorum artık. Zaten bu yaz baya hareketli geçecek gibi. Ufacığından da olsa bir tatil ne güzel giderdi be…
Bugün gazetenin ekinde gördüm. Autoshow Fuarı’nda 2 günde 4 Ferrari siparişi verilmiş. Uçurum iyice açılıyor. Millet geçinemiyor, herkes kıymanın kilosunun 34 TL olmasını eleştiriyor ama 2 günde 4 Ferrari havada uçuşuyor. Ey maşallah! Hayra alamet bir durum değil bunlar.
Cuma günü (29 Ekim’de, yani her yerin çok çılgın kalabalık olduğu gün) orjinal adıyla Social Network (Türkçe adıyla da Sosyal Ağ) filmine gittim. Bu kadar basit ve sığ bir konuyu nasıl böyle sürükleyci ve 1 sn bile sıkılmadan izlenebilecek bir film haline getirilmiş olması resmen sinema dersi. İyi ki filmi David Fincher çekmiş. Aslında tam nerd filmi. Zaten artık dönem nerdlerin dönemi (yani bizim dönemimiz haha). Yalnız herşeyin bir kızaolan kızgınlıkla başlaması trajikomik. Bu arada oyuncularında hakkını vermek lazım. Özellikle Jesse Eisenberg çok iyi oynamış. Hiç sevemediğim Justin Timberlake bile fena değil ve o yavşak tavırları yokru üstünde. Bu arada filmin müzikleri de gerçekten şahaneydi. Bulmam lazım bi’ yerlerden soundtrack albümünü.
İşte meşhur ahtapotumuz Paul. Buda bizim yeni sezon sloganımız. Ne de olmasa meşhur olan herkesin veya her şeyin bir şeylerine çok meraklıyız. Sıla tokası, Bihter çizmeleri vs vs. Bu da direk kendisi; Ahtapot Paul. Şu Almanya’nın meşhur ahtapotu. Maçların %80′ini daha önceden tahmin ederek mesih haline gelen yaratık. En son olarak Almanya – İspanya maçını doğru bilerek, Alman halkını üzdü, (Maç sonucu benide üzdü tabi o ayrı) ama sanırsam İspanya’da halk kahramanı ilan edilecektir. Finalide bilirse pes. Bu arada bakışlarındaki kendine güven beni benden aldı. Ne kadar da bilirkişi bakışı ama.