Takıldım şu yeni VW Passat reklamına. Herkes için eski olabilir ama benim için baya yeni. Televizyon izlemeyen biri için en azından. En güzel sahnesi bence annesinin tabağı önüne ittikten sonraki tripleri. Bu arada reklamın Türkiye versiyonu ile Avrupa versiyonu farklı. Benim Youtube’da izlediğim versiyonunda anahtarda iki tane yan yana tuş vardı, bizim versiyonda tek tuş var. Ben yanlış anlamışım ama yabancı versiyonunda arabayı çalıştırıyor çocuğun babası. Ama benim için VW reklamları arasında Golf GTI reklamı farklı yer tutacak. İnce detayların güzel işlendiği bir reklam. Baya eski olduğu için ve benimde daha yeni gözümü açtığım zamanlar olduğundan belki daha çok etkilemiştir beni. Ama izlemekten sıkılmadığım bir reklam. Üstüne bu Passat reklamı artık son noktalardan birini koydu.
Bu hafta cumartesi akşamı El Classico serisinin ilk maçı oynandı. Yorgunluktan mı yoksa maçtan mı bilemeyeceğim ama ikinci yarı uyku modunu açtım. En azından ilk golü gördüm, ikinciyi kaçırmışım. Olay maç değil zaten. Olay bu maçı Ataşehir Trio’da sinemada yayınlanması. Adamlar İspanya’da bunu yapıyor mu bilmiyorum ama kraldan çok kralcı mıyız neyiz anlamadım. Ayrıca maç da gayet sıkıcıydı.
Bu hafta İzmir’e gittim, geldim. Havaalanında dükkanlar vardır, onlarda metrobüs oyuncağı gördüm. Sanki başka yerlerden de hatırlıyorum ama yani çok komik ya. Evde metrobüs ile oynayan bir çocuk düşünemiyorum. Vın vın metrobüs şöförü olacağım ilerde ben! Aslında iyi para var. Baya iyi para demek istedim. Mühendisten, öğretmenden daha fazla kazanıyorlar. Şşş kimse duymasın.
Bu haftasonu yeni bir kitap aldım. NTV Yayınları çıkarmış, yüz binlerce satılmış filan. Ferdinand von Schirach adında bir ceza avukatının yazdığı “Suç” adında bir kitap. Baya popüler olmuş ve film hakları bile alınmış. Hatta ilk filme de karar verilmiş ve çekimlerine başlanmış sanırsam. “Şans” adlı hikaye film yapılmaya karar verilmiş. Şu ana kadar 4 tane hikaye okudum ve bana göre aralarında en klişesi ve klasiğini film yapmaya karar vermişler. Belkide nabız yoklayıp kendine bağlama amacı güdülmüştür. Hikayelerden biri “Diken” bana The Maiden Heist filmini hatırlattı. Nedense kitaptaki adamı da filmdeki karakterlerle eşlemeye çalıştım. Kitap güzel, akıcı ve hikayeler cidden eğlenceli. Hepsinin gerçekten yaşanmış olması insanda merak uyandırıyor.
Kitap zannettiğim bir şeyinde albüm olduğunu öğrendim. İlk gördüğüm de Semih Saygıner’in Gizli Aşk albümünü kitap sandım. Çünkü kitap çıkarması daha makul geldi bana. Albüm ne alaka yani? Adam nereden nereye getirdi kendini. Yani merak ediyorum ama kesinlikle dinlemek istemiyorum şarkılarını. Ah şu teknoloji nelere kadirsin…
Kar kar dediler, bu muydu yani? Görende her yer karla kaplı olacak, sokaklar kapanacak sanar. Yağdı bitti. Ben yağsın istiyorum, böyle bir süre her yer beyaz güzel oluyor. Ne kadar bizim sokak iptal olsa da güzel meret. Senede 3-4 gün gördüğümüz bir şey. En azından İstanbul için. Yalnız böyle devam ederse hava mart ayında baya yağmur ve soğuk olacak gibi, hayırlısı.
Son olarak bir WWF reklamı ile günü sonlandırayım. Gene bir Ali Batı çalışması. “Basit düşün”ün en güzel örneklerinden.
Ayna nasıl bir buluştur düşünen oldu mu bilmiyorum ama M.Ö. 6000 yıllarında ilk kez Anadolu’da kullanılmış. Kalıntılar öyle diyormuş. Zaten neredeyse tarihin ilklerinin çoğu Anadolu’da gerçekleştiği için buna şaşırmamıştım. Neyse, daha sonra da dünyanın çeşitli yerlerinde ayna konsepti bulunmuş. Önceleri parlak metalleri daha da parlatarak ayna niyetine kullanıyorlarmış. Daha sonra da camın arkasına ince gümüş kaplayarak yani sır adı verilen şeyle kaplayarak ayna imalatına başlanmış. Tarihi sıkıcı tabi ama mantığı çok enteresan. Yani günümüzde ayna ile tanıştığımızda bilincimiz pek yerinde olmuyor. Ama zamanın da ilk keşif anlarında hiç görmediği kendilerini karşılarında görünce anlamaları uzun sürmüştür ki anladıklarında -biraz geç de olsa- gerçekten çok şaşırmışlardır. Düşünsene kendini görüyorsun. Artık bizim için çok garip gelmese de zamanında çok garip bir olay. Yani artık insanlar küçüklüğünden alışıyor ve irdelemiyor ama 20 yaşından veya daha sonra ayna ile ilk kez tanışan insanların tepkileri gerçekten çok değişik olur. Korku, ilk hissedeceği duygudur. Daha sonrasında merak vs vs. Nereden geliyorsa bunlar aklıma. Öyle bir an yaşamak isterdim. Artık neredeyse hiç bir şey bizi şaşırtamıyor. Belki uzaylılar gelirse o zaman şaşırabiliriz. Aslında onları görünce de şaşırmayız da teknolojileri filan varsa onlar şaşırtabilir. Treshold diye bir dizi vardı. Tutmadığı için kısa kesilen. Onda 4 boyutlu bir cisim vardı. Baya enteresandı. Hayal edemeyeceğimiz bir şey olduğundan çok değişik gelmiş, ilgimi çekmişti. Anca bu tip doğaüstü şeyler şaşırtabilir bizi.
Ne zamandır aklımda olan bir projeyi, yoğunluğum nedeniyle askıya almaya karar verdim. Böyle ara ara sizi reklama boğmaya karar verdim bu yüzden. Girişi de Vespa ile yapıyorum. Çok şirin ve sevimli motorları olmasına karşın çılgın fiyatları hepimizi üzüyor. Amma reklamları gayet hoş. Mesela bu seriyi (Diğerlerini hangi ajans yaptı araştırmadığım için) Filipinler’den DM9 JaymeSyfu yapmış (Ajans dışında diğer detaylar pek kimsenin ilgisini çekmez diye yazmıyorum).

Dentsu’nun Canon Pixma için yaptığı reklamı görmeyen varsa hemen görmeli derim.
Aynı günde Leslie Nielsen’in ölüm haberini aldık. 2. bir şok yaşattı bu haber bize. Haydarpaşa, Wikileak derken arada kaynadı zaten. Her daim bizi güldüren, Çıplak Silah artık sahipsiz. Hoş 84 yaşında imiş. Son dönemde zaten hiç piyasada gözükmüyordu. Yaşlanmış baya. Zatürreden öldüğünü açıklamış menajeri. O yaşta kaldıramadı herhalde. Allah rahmet eylesin ne diyelim…
Vee beklediğim an 2 gün önce 10 Kasım’da gerçekleşti. Noel Gallagher’in ayrılmasından sonra grup oasis adıyla yola devam etmeyeceğini açıklamıştı. Yeni gruplarının adı Beady Eye oldu ve onlarda albümden önce ilk singlelarını yayınladılar. Grubun internet sitesinden parçayı indirebilirsiniz. Çok beğenemedim şarkıyı ama sadece bir defa dinleyebilmiş olmamda bunda etkili tabi. Soundları iyice değişiyor. Eskileri düşünüp 1-2 parçayı o havada yapsalar bare.
Özellikle Michael Cera çok iyi bir seçim. Bu aralar kendisi moda oldu. Bu tip gençlik filmlerinde bu yıl kendisini baya gördük. Film bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanını okumadım ama sanırsam başarılı bir uyarlama olmuş. Filmin konusu aslında çok basit. Bir kızdan (Mary Elizabeth Winstead) hoşlanan ve onunla çıkmak isteyen Scott (Michael Cera), bu amacı için onun eski sevgilileri ile mücadele etmek zorunda. Ben konusunu bilmeden izlediğim için başlarda afalladım. Daha konusu hakkında detaya girmeyeyim yoksa spoiler manyağı olur burası. Gelelim filmin asıl, en beğendiğim olayına: müziklerine. Mü-kem-mel! Tek kelimeyle mükemmeldi. Gerçekten çok başarılı. Bulu dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele filmi izledikten sonra çok güzel gidiyor üstüne. Ahanda playlisti;
Ülkemizde engellenen internet site sayısı aldı başını gitti. Son olarak belirtinen rakam 6000 (yazı ile altıbin). Maşallah. İpin ucu kaçtı gidiyor. Sırada Facebook olacak gibi. Bakan açıklama yapmış, uyarılara karşılık bir hareket yok diye. Biz bu kafayla zor dostum zor. Ama buna karşılık milletvekilleri, savcılar filan trafik kurallarına uymazsa ceza yemeyecekler. Yasallaşmış mesela bu. Kafaya bak, internete yasak, ama kurallara uymamak serbest. Trafikte kendinize dikkat edinderim ben. Bundan sonra kırmızıda geçecekelr alıp başını gidecek. Adamın kurala uyacağı varsa da artık olmaz. Çok iyi ya. Sonra Avrupa Birliği bizi istemiyor tripleri. Bu kafaları nasıl istesinki. Daha yaya geçidinde geçene korna çalan kafalar olduğu sürece. Çok iyiye gidiyoruz gibi gözükmek ayrı bir güzel. Neyse çok kaptırdım kendimi.
Geçen gün Avea’nın sitesine girdiğimde çok güzel bir banner gördüm. Blackberry’nin hastası olduğum telefonu 9800 Torch Türkiye’ye geliyormuş. Sadece Avea ile değil, Vodafone ile de alınabilecekmiş. Fiyatı veya kampanyası nasıl olur bilmiyorum ama ben o telefonu istiyorum! Dünyanın ilk dokunmatik ve qwerty klavyeli akıllı telefonu diyorlar. Onlar diyorsa doğrudur. Onlar kim bende bilmiyorum ama doğrudur!
Bir vesileyle gördüğüm “Samuray Şemsiye”yi Türkiye’de 399 TL’ye satan zihniyet varsa aslında laptoplarıda o fiyatlara satarlar. Normal fiyatı 25 dolar. İnanılır gibi değil cidden ya. Yalnız şemsiye çok iyi. Alırsam bunu, gittiğim yerlere almazlar beni diye de korkuyorum. Ama çok güzel ve yaratıcı bir ürün. Alınca detaylarını yazarım pek tabi ki de.
Bu güzel ürünlerden bahsetmişken, dün bunlardanistiyorum.com’da çok yaratıcı ve pratik bir ürün daha buldum. Kendileri Dynomighty markasının bir ürünü olan Bottle Cap Tripod yani Şişe Kapağı Tripod. Çok zekice bir ürün. Her şişeye uygun. Tabi büyük makineler için şişeninde boyutu önemli. Sitede şu an satılmakta. 25 TL değerinde bu ürün. Bu dönem çok harcama yapmamış olsam direk alacağım bir üründür kendisi. Burda reklamını yaptık diye hemen bitirmezseniz ayrıca sevinirim.
Turkcelllinin (cebinin) gücü, Turkcell’in (para) çekim gücü. Ne yaparsam yapayım faturam 50 TL altına düşmüyor. Olmuyor yani. Çeşitli ucuz paketlere de geçtim ama gene bi’ yerlerden vergi geçirdiler ve fatura umduğumdan fazla geldi. Yaklaşık 10 senelik abonesiyim ama sağolsunlar onlar daha hiç üye olmayan insanlar için en iyi kampanyaları düzenliyor. Bizim gibi eski aboneleri fena halde emiyorlar. Bu saatten sonra da başka operatöre geçmekle uğraşamıyorum. Kötü olan da bu…
İzledik, gördük ve çok beğendik. Inception beklenen etkiyi yaptı. Imdb’ye 9.5 puanla girmesi büyük ses getirdi ama o puanda kalmayacağı zaten belli olan bir şey. Christopher Nolan, Batman’in devamını çekmeden önce ara sıcak olarak ana yemek yapmış. Oyuncu seçimleri, senaryo ve en önemlisi konu çok başarılı. Özellikle film bittiğinde ucunun açık olması ve sonunu tamamen izleyiciye bırakmış olması tadından yenmiyor dedirtiyor. Ama Matrixle karşılaştıran veya Matrix’den sonra böyle bir filmi pek doyurucu bulmayan kesimde yok değil. Saygı duymak lazım tabi. Fazla da detaya girmek istemiyorum çünkü her şey spoiler olabilir. Öyle bir film. Ama müzikleri bir de filmle görünce dağıldım. Hans Zimmer döktürmüş adeta. Çok çok güzel bir soundtrack albümü var. Şiddetle önerilir.
Geçen gün çok nadiren yaptığım bir şey olan televizyon izleme eylemini gerçekleştirdim. En ilgimi çeken şey her zaman reklamlar olmuştur ve gene özlediğim reklamın yeni versiyonunu gördükten sonra mutlu oldum. “Var mı Nazo gibisi?!” şeklinde sloganı olan içecek reklamı. Şaka gibi, yeni versiyonu çıkmış, kulaklarıma ve gözlerime inanamadım. Ama bir olayı iyi benimsemişler; reklamın iyisi kötüsü olmaz. Mesela Mondi’nin efsane reklamı. “Kızım sana Mondi alayım mı?” diye şarkı söyliyerek kızını Mondi’ye götüren ebeveyn figürü. Herhalde yapılabilecek en kötü reklamdı. Ama denildiği gibi reklamın iyisi kötüsü olmaz ki hala bu reklam aklımızda. Adam rezalet olarak da olsa kafamıza soktu bunu. Birini delirtmek için bu reklamları zorla 24 saat izletmek süper fikir olabilir.