Filed under Reklam

Volkswagen, Nokta

Takıldım şu yeni VW Passat reklamına. Herkes için eski olabilir ama benim için baya yeni. Televizyon izlemeyen biri için en azından. En güzel sahnesi bence annesinin tabağı önüne ittikten sonraki tripleri. Bu arada reklamın Türkiye versiyonu ile Avrupa versiyonu farklı. Benim Youtube’da izlediğim versiyonunda anahtarda iki tane yan yana tuş vardı, bizim versiyonda tek tuş var. Ben yanlış anlamışım ama yabancı versiyonunda arabayı çalıştırıyor çocuğun babası. Ama benim için VW reklamları arasında Golf GTI reklamı farklı yer tutacak.  İnce detayların güzel işlendiği bir reklam. Baya eski olduğu için ve benimde daha yeni gözümü açtığım zamanlar olduğundan belki daha çok etkilemiştir beni. Ama izlemekten sıkılmadığım bir reklam. Üstüne bu Passat reklamı artık son noktalardan birini koydu.

Bu hafta cumartesi akşamı El Classico serisinin ilk maçı oynandı. Yorgunluktan mı yoksa maçtan mı bilemeyeceğim ama ikinci yarı uyku modunu açtım. En azından ilk golü gördüm, ikinciyi kaçırmışım. Olay maç değil zaten. Olay bu maçı Ataşehir Trio’da sinemada yayınlanması. Adamlar İspanya’da bunu yapıyor mu bilmiyorum ama kraldan çok kralcı mıyız neyiz anlamadım. Ayrıca maç da gayet sıkıcıydı.

Bu hafta İzmir’e gittim, geldim. Havaalanında dükkanlar vardır, onlarda metrobüs oyuncağı gördüm. Sanki başka yerlerden de hatırlıyorum ama yani çok komik ya. Evde metrobüs ile oynayan bir çocuk düşünemiyorum. Vın vın metrobüs şöförü olacağım ilerde ben! Aslında iyi para var. Baya iyi para demek istedim. Mühendisten, öğretmenden daha fazla kazanıyorlar. Şşş kimse duymasın.

Bu haftasonu yeni bir kitap aldım. NTV Yayınları çıkarmış, yüz binlerce satılmış filan. Ferdinand von Schirach adında bir ceza avukatının yazdığı “Suç” adında bir kitap. Baya popüler olmuş ve film hakları bile alınmış. Hatta ilk filme de karar verilmiş ve çekimlerine başlanmış sanırsam. “Şans” adlı hikaye film yapılmaya karar verilmiş. Şu ana kadar 4 tane hikaye okudum ve bana göre aralarında en klişesi ve klasiğini film yapmaya karar vermişler. Belkide nabız yoklayıp kendine bağlama amacı güdülmüştür. Hikayelerden biri “Diken” bana The Maiden Heist filmini hatırlattı. Nedense kitaptaki adamı da filmdeki karakterlerle eşlemeye çalıştım. Kitap güzel, akıcı ve hikayeler cidden eğlenceli. Hepsinin gerçekten yaşanmış olması insanda merak uyandırıyor.

Kitap zannettiğim bir şeyinde albüm olduğunu öğrendim. İlk gördüğüm de Semih Saygıner’in Gizli Aşk albümünü kitap sandım. Çünkü kitap çıkarması daha makul geldi bana. Albüm ne alaka yani? Adam nereden nereye getirdi kendini. Yani merak ediyorum ama kesinlikle dinlemek istemiyorum şarkılarını. Ah şu teknoloji nelere kadirsin…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , ,

Karı özledim

Kar kar dediler, bu muydu yani? Görende her yer karla kaplı olacak, sokaklar kapanacak sanar. Yağdı bitti. Ben yağsın istiyorum, böyle bir süre her yer beyaz güzel oluyor. Ne kadar bizim sokak iptal olsa da güzel meret. Senede 3-4 gün gördüğümüz bir şey. En azından İstanbul için. Yalnız böyle devam ederse hava mart ayında baya yağmur ve soğuk olacak gibi, hayırlısı.

Türk Telekom Arena’nın açılışı için Cem Yılmazlı bir reklam filmi çekildi gördüğünüz üzere. Cem Yılmaz ne yapsa haber olduğu için reklam da reklamın kamera arkası da magazin haberlerini seven kanallarımızın ana haberlerinde gösterildi. ATV sorunsuzca gösterdi ama Kanal D Türk Telekom kısımlarını sansürlemişti. Bana garip geldi. Yani Türk Telekom Arena açılışı için yapılan reklam filmi diyorsun ama tüm yazıları (futbolcuların formalarındakiler de dahil) sansürlüyorsun. Ama Ülker markası sansürlenmemişti diye hatırlıyorum. Garip bir durum yani. Sansürden dizi izleyemez hale gelmiştik derken reklamın kamera arkasını da sansürlemek iyiymiş (Belki de doğru olan bu ama bana garip geliyor).

Geçen hafta oynanan Sevilla – Real Madrid maçında (bizim deyimimizle) kendini bilmez (çok komik bir deyim yalnız) bir taraftar Real Madrid kalecisi Casillas’a yabancı madde atmış. Maçtan sonra açıklamalarını çok beğendiğim bir kişi olan Casillas, ona yabancı madde atan kişi için “Bir salak şişe fırlattı ama bu mükemmel taraftarın itibarına leke düşürmez” dedi. Klasik olacak ama bizde olsa kim bilir o üstüne o şişe gelen oyuncu maçtan sonra neler derdi, düşünmek bile istemiyorum. Zamanında da yerdeki oyuncunun kafasına tekme sallamış olan Pepe’ye sahip çıkmamış, biz bu tip oyuncuları istemiyoruz tarzı bir şey demişti. Her zaman kaptan oyuncu takımındakilere sahip çıkmak zorunda değildirin güzel bir örneği bu hareketler.

Son olarak bir WWF reklamı ile günü sonlandırayım. Gene bir Ali Batı çalışması. “Basit düşün”ün en güzel örneklerinden.

Etiketler , , , , , , , , , , , , ,

Ayna ayna, söyle bana…

Ayna nasıl bir buluştur düşünen oldu mu bilmiyorum ama M.Ö. 6000 yıllarında ilk kez Anadolu’da kullanılmış. Kalıntılar öyle diyormuş. Zaten neredeyse tarihin ilklerinin çoğu Anadolu’da gerçekleştiği için buna şaşırmamıştım. Neyse, daha sonra da dünyanın çeşitli yerlerinde ayna konsepti bulunmuş. Önceleri parlak metalleri daha da parlatarak ayna niyetine kullanıyorlarmış. Daha sonra da camın arkasına ince gümüş kaplayarak yani sır adı verilen şeyle kaplayarak ayna imalatına başlanmış. Tarihi sıkıcı tabi ama mantığı çok enteresan. Yani günümüzde ayna ile tanıştığımızda bilincimiz pek yerinde olmuyor. Ama zamanın da ilk keşif anlarında hiç görmediği kendilerini karşılarında görünce anlamaları uzun sürmüştür ki anladıklarında -biraz geç de olsa- gerçekten çok şaşırmışlardır. Düşünsene kendini görüyorsun. Artık bizim için çok garip gelmese de zamanında çok garip bir olay. Yani artık insanlar küçüklüğünden alışıyor ve irdelemiyor ama 20 yaşından veya daha sonra ayna ile ilk kez tanışan insanların tepkileri gerçekten çok değişik olur. Korku, ilk hissedeceği duygudur. Daha sonrasında merak vs vs. Nereden geliyorsa bunlar aklıma. Öyle bir an yaşamak isterdim. Artık neredeyse hiç bir şey bizi şaşırtamıyor. Belki uzaylılar gelirse o zaman şaşırabiliriz. Aslında onları görünce de şaşırmayız da teknolojileri filan varsa onlar şaşırtabilir. Treshold diye bir dizi vardı. Tutmadığı için kısa kesilen. Onda 4 boyutlu bir cisim vardı. Baya enteresandı. Hayal edemeyeceğimiz bir şey olduğundan çok değişik gelmiş, ilgimi çekmişti. Anca bu tip doğaüstü şeyler şaşırtabilir bizi.

Bu arada fark ettim ki ‘Alıntı’ sayfamda, alıntı yaptığım herkesin isminin ‘J’ ile başlaması tesadüf olsa gerek. Bozmak da istemiyorum artık. Hepsi ‘J’ ile başlasın.

Yazıyı Ali Batı’nın en beğendiğim çalışmalarından biri ile bitirmek istedim.

Etiketler , , ,

Şimdi Reklamlar: Vespa

Ne zamandır aklımda olan bir projeyi, yoğunluğum nedeniyle askıya almaya karar verdim. Böyle ara ara sizi reklama boğmaya karar verdim bu yüzden. Girişi de Vespa ile yapıyorum. Çok şirin ve sevimli motorları olmasına karşın çılgın fiyatları hepimizi üzüyor. Amma reklamları gayet hoş. Mesela bu seriyi (Diğerlerini hangi ajans yaptı araştırmadığım için) Filipinler’den DM9 JaymeSyfu yapmış (Ajans dışında diğer detaylar pek kimsenin ilgisini çekmez diye yazmıyorum).

Fikren herkese farklı şeyler çağrıştırabilecek bir çalışma. Belkide asıl güzelliği bundadır. Ama konsept olarak gerçekten çok başarılı bir çalışma olduğu yadsınamaz.

Reklamı algılama aşamasında ilk çalışma kesinlikle en yardımcı olanı. Kendini en iyi anlatan o. En beğenilenin de o olması bize bu konuda yardımcı oluyor.

Yaratıcı reklamınız bol olsun…

 

Etiketler ,

Dentsu yapıyor be abi!

Dentsu’nun Canon Pixma için yaptığı reklamı görmeyen varsa hemen görmeli derim. Burdan detaylı bilgiye ulaşmak bedava! Yaratıcılığın tavan yaptığı bir an resmen. 1 sn filan içinde ses ile boyaları zıplatıp, video ve fotoğraflarını çekiyorlar. Ama herşey böyle o 1 sn’den kısa sürede gerçekleşiyor. Biz izlemeye doyamadık, sıra sizde bence.  (Videoyu da koymayı denedim ama beceremedim.)

Teknoloji demişken, geçenlerde Sony Ericsson’un 1200 TL’ye telefon sattığını gördüm. Bu dönemde bu fiyata o telefonu alan var mı acep? Ya ben çok küçümsüyorum ya da cidden şaka gibi. Bugün diğer rakipleri daha ucuza telefon satarken biraz fazla abartı geldi bana fiyat.

Ayrıca, eğer helikopterinizi nereye park edeceğim diye kara kara düşünüyorsanız, buna da çare bulmuş durumda belediyemiz. İsparklarda helikopter pistleri de var! Kafanızı buna yormanıza gerek yok artık!

Bu olayı Kadıköy’de görmüştüm, Kadıköy deyince aklıma Haydarpaşa’nın yanışı geldi aklıma işte. Çatının büyük kısmı kül olup, çöktü geçen pazar günü. İhmal deniyor. Zaten neden çıkacak başka. Kundaklama olacak veya diyecek halleri yok ya. O kadarı yemez işte. Çok yazık oldu. Çalışanlar dün grev yapıp, ihmaller zincirini ve içerideki durumu protesto etmiş. Çok yazık oldu. Eskisi gibi de yapamazlar orayı, bakalım nasıl bir süpriz bekliyor olacak bizi. Ben hala neden havadan söndürme çalışmaları yapılmadığına dair mantıklı bir açıklama göremedim ya, neyse…

Aynı günde Leslie Nielsen’in ölüm haberini aldık. 2. bir şok yaşattı bu haber bize. Haydarpaşa, Wikileak derken arada kaynadı zaten. Her daim bizi güldüren, Çıplak Silah artık sahipsiz. Hoş 84 yaşında imiş. Son dönemde zaten hiç piyasada gözükmüyordu. Yaşlanmış baya. Zatürreden öldüğünü açıklamış menajeri. O yaşta kaldıramadı herhalde. Allah rahmet eylesin ne diyelim…

Son olarak Modoko’nun teknoloji atağından bahsetmek isterim. Google ile yapılan anlaşma sayesinde artık Modoko’yu Google Earth’te 3B olarak gezebileceğiz. Malum bir kaç sene önce Amerika’da ve Avrupa’nın bazı şehirlerinin sokaklarını 3B olarak gezebilmeye başlamıştık. Hatta Etiler’de o kameraları aracı görünce heyecanlanmıştım açıkçası. IKEA’nın ülkemize girmesi ile ciddi müşteri kaybeden Modoko’dan çok akıllıca bir hareket bu. Daha uygulamaya geçmemiş ama yakın bir zamanda geçeceğini umuyorum.

Etiketler , , , , , , , , , ,

Beady Eye

Vee beklediğim an 2 gün önce 10 Kasım’da gerçekleşti. Noel Gallagher’in ayrılmasından sonra grup oasis adıyla yola devam etmeyeceğini açıklamıştı. Yeni gruplarının adı Beady Eye oldu ve onlarda albümden önce ilk singlelarını yayınladılar. Grubun internet sitesinden parçayı indirebilirsiniz. Çok beğenemedim şarkıyı ama sadece bir defa dinleyebilmiş olmamda bunda etkili tabi. Soundları iyice değişiyor. Eskileri düşünüp 1-2 parçayı o havada yapsalar bare.

Aynı gün içerisinde Scott Pilgrim vs World filmini izledim.Kopuyor film resmen. Aylardır bekliyordum, beklediğime değmiş. Film boyunca grafik animasyonlar sahnelere eşlik ediyor ve çok başarılı kullanılmış bu öğeler. Oyuncular çok başarılı seçilmiş.Özellikle Michael Cera çok iyi bir seçim. Bu aralar kendisi moda oldu. Bu tip gençlik filmlerinde bu yıl kendisini baya gördük. Film bir çizgi roman uyarlaması. Çizgi romanını okumadım ama sanırsam başarılı bir uyarlama olmuş. Filmin konusu aslında çok basit. Bir kızdan (Mary Elizabeth Winstead)  hoşlanan ve onunla çıkmak isteyen Scott (Michael Cera), bu amacı için onun eski sevgilileri ile mücadele etmek zorunda. Ben konusunu bilmeden izlediğim için başlarda afalladım. Daha konusu hakkında detaya girmeyeyim yoksa spoiler manyağı olur burası. Gelelim filmin asıl, en beğendiğim olayına: müziklerine. Mü-kem-mel! Tek kelimeyle mükemmeldi. Gerçekten çok başarılı. Bulu dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele filmi izledikten sonra çok güzel gidiyor üstüne. Ahanda playlisti;

01. We Are Sex Bob-omb! – Sex Bob-omb (Beck)
02. Scott Pilgrim – Plumtree
03. I Heard Ramona Sing – Frank Black
04. By Your Side – Beachwood Sparks
05. O Katrina! – Black Lips
06. I’m So Sad, So Very, Very Sad – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
07. We Hate You Please Die – Crash and the Boys (Broken Social Scene)
08. Garbage Truck – Sex Bob-omb (Beck)
09. Teenage Dream – T. Rex
10. Sleazy Bed Track – The Bluetones
11. It’s Getting Boring by the Sea – Blood Red Shoes
12. Black Sheep – Metric
13. Threshold – Sex Bob-omb (Beck)
14. Anthems for a Seventeen-Year-Old Girl – Broken Social Scene
15. Under My Thumb – The Rolling Stones
16. Ramona (acoustic) – Beck
17. Ramona – Beck
18. Summertime – Sex Bob-omb (Beck)
19. Threshold (8 Bit) – Brian LeBarton
20. Garbage Truck – Beck (Bonus track)
21. Threshold – Beck (Bonus track)
22. Summertime – Beck (Bonus track)

Bunların üzerine şunu da belirtmek istiyorum; artık çizgi romanlar eskisi gibi değil. Çizimler çok fazla mangaya kaçıyor. Ben mangayı çok sevmediğim için böyle diyorum tabi ki de. Neyse…

Bu arada bu spiker arkadaşlara şunu öğretmek lazım: Istanbul değil İstanbul. Dikkat ettikçe kulağımı tırmalıyor. “İ” ile yazılıyor “I” ile değil. Yeter artık ama.

Plajlarda dikkat edin artık kendinize. Sapıklar için yeni önlem almak için plajlara mobese kameraları kuracaklarmış. Sapıklar bahane üstsüz turistler şahane! Dikizleme Günlüğü’nü okumaya başladığımdan beri bu tip haberler ve olaylar daha gözüme batar oldu. Kamera kamera her yerde izleniyoruz artık. Huzur kalmadı. The Truman Show’dan sonra kendimizi ancak toparladık derken yaşamımızda bunlara şahit olur olduk. Sapıklara karşı önlem almak gerekiyor evet ama bu şekilde mi?

Şu reklamla yazıya devam edip;

 

 

son olarak da şunu söylemek istiyorum: Bir kişi düşünün, onu hiç görmediniz ve onunla yaşamadınız. Ama onu çok özlüyorsunuz… Böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok, çünkü bir millet onu çok özlüyor… 1938′den beri çok özlüyor…

 

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kapat kapat kimse görmesin!

Ülkemizde engellenen internet site sayısı aldı başını gitti. Son olarak belirtinen rakam 6000 (yazı ile altıbin). Maşallah. İpin ucu kaçtı gidiyor. Sırada Facebook olacak gibi. Bakan açıklama yapmış, uyarılara karşılık bir hareket yok diye. Biz bu kafayla zor dostum zor. Ama buna karşılık milletvekilleri, savcılar filan trafik kurallarına uymazsa ceza yemeyecekler. Yasallaşmış mesela bu. Kafaya bak, internete yasak, ama kurallara uymamak serbest. Trafikte kendinize dikkat edinderim ben. Bundan sonra kırmızıda geçecekelr alıp başını gidecek. Adamın kurala uyacağı varsa da artık olmaz. Çok iyi ya. Sonra Avrupa Birliği bizi istemiyor tripleri. Bu kafaları nasıl istesinki. Daha yaya geçidinde geçene korna çalan kafalar olduğu sürece. Çok iyiye gidiyoruz gibi gözükmek ayrı bir güzel. Neyse çok kaptırdım kendimi.

Geçen gün Avea’nın sitesine girdiğimde çok güzel bir banner gördüm. Blackberry’nin hastası olduğum telefonu 9800 Torch Türkiye’ye geliyormuş. Sadece Avea ile değil, Vodafone ile de alınabilecekmiş. Fiyatı veya kampanyası nasıl olur bilmiyorum ama ben o telefonu istiyorum! Dünyanın ilk dokunmatik ve qwerty klavyeli akıllı telefonu diyorlar. Onlar diyorsa doğrudur. Onlar kim bende bilmiyorum ama doğrudur!

Yeni OS 6′ı ile piyasaya sunulmuştu telefon. Amerika’da AT&T firması ile alabilmek dışında 500 dolara kontratsız da alınabiliyor. Korkuyorum ben buradaki fiyatından açıkçası. Malum Amerika’da 2000 dolarlık laptopı burada 6500 TL’ye satan bir zihniyet var. Hani vergi vergi diyorlar da bu yalanı ne kadar daha yedirmeye çalışacaklar. Böyle bir vergi yok, bu tamamen kar payı kar derler adama. 2000 TL’ye yakın birşey olur heralde, iPhone’lardan biraz tecrübemiz var artık. Kontratsız alma seçeneği de olursa aslında çok güzel olur. Bekleyip görüceğiz artık.

Bir vesileyle gördüğüm “Samuray Şemsiye”yi Türkiye’de 399 TL’ye satan zihniyet varsa aslında laptoplarıda o fiyatlara satarlar. Normal fiyatı 25 dolar. İnanılır gibi değil cidden ya. Yalnız şemsiye çok iyi. Alırsam bunu, gittiğim yerlere almazlar beni diye de korkuyorum. Ama çok güzel ve yaratıcı bir ürün. Alınca detaylarını yazarım pek tabi ki de.

Bu güzel ürünlerden bahsetmişken, dün bunlardanistiyorum.com’da çok yaratıcı ve pratik bir ürün daha buldum. Kendileri Dynomighty markasının bir ürünü olan Bottle Cap Tripod yani Şişe Kapağı Tripod. Çok zekice bir ürün. Her şişeye uygun. Tabi büyük makineler için şişeninde boyutu önemli. Sitede şu an satılmakta. 25 TL değerinde bu ürün. Bu dönem çok harcama yapmamış olsam direk alacağım bir üründür kendisi. Burda reklamını yaptık diye hemen bitirmezseniz ayrıca sevinirim.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kandır kandırabilirsen…

Turkcelllinin (cebinin) gücü, Turkcell’in (para) çekim gücü. Ne yaparsam yapayım faturam 50 TL altına düşmüyor. Olmuyor yani. Çeşitli ucuz paketlere de geçtim ama gene bi’ yerlerden vergi geçirdiler ve fatura umduğumdan fazla geldi. Yaklaşık 10 senelik abonesiyim ama sağolsunlar onlar daha hiç üye olmayan insanlar için en iyi kampanyaları düzenliyor. Bizim gibi eski aboneleri fena halde  emiyorlar. Bu saatten sonra da başka operatöre geçmekle uğraşamıyorum. Kötü olan da bu…

Gece 3:45 oldu ben hala ayaktayım. İstesem oturamam bu saate kadar. Amaçsıza bağladım, bende anlamadım.

Şimdi Dünya Basketbol Şampiyonası’nda kalan maçlara başbakan filan giderse bu ponpon kızlar olmayacak mı hiç? Demek ki içi fesat bu insanların, orda o kızları görünce ne geçiyorsa akıllarında görmeye bile tahamül edemiyorlar. Vay anasını be… Zaytung’da bu konuyla alakalı efsane bir yazı var. Okumanızı tavsiye ederim.

Şu Gillette’in askerli reklamını her izlediğimde gülüyorum. Sonunda böyle komutan geliyor, aferin asker iyi traş diyor ya heh işte orada kopuyorum işte. Ben hayatımda öyle bir şey diyen komutan ne gördüm, ne duydum, ne de okudum. Askerdeyken ben, babam emekli havacı dediğimde bölük astsubayı ¨hee sosyete asker¨ demişti. Reklamda resmen bu modda. Zaten havacılar oradaki askerlerde. Gerçekçilikten uzak bir reklam.

Bu seferde kısa ve öz olsun, olmaz mı? Olur bence ya…

Etiketler , ,

Inception ve diğerleri

İzledik, gördük ve çok beğendik. Inception beklenen etkiyi yaptı. Imdb’ye 9.5 puanla girmesi büyük ses getirdi ama o puanda kalmayacağı zaten belli olan bir şey. Christopher Nolan, Batman’in devamını çekmeden önce ara sıcak olarak ana yemek yapmış. Oyuncu seçimleri, senaryo ve en önemlisi konu çok başarılı. Özellikle film bittiğinde ucunun açık olması ve sonunu tamamen izleyiciye bırakmış olması tadından yenmiyor dedirtiyor. Ama Matrixle karşılaştıran veya Matrix’den sonra böyle bir filmi pek doyurucu bulmayan kesimde yok değil. Saygı duymak lazım tabi. Fazla da detaya girmek istemiyorum çünkü her şey spoiler olabilir. Öyle bir film. Ama müzikleri bir de filmle görünce dağıldım. Hans Zimmer döktürmüş adeta. Çok çok güzel bir soundtrack albümü var. Şiddetle önerilir.

Rüyalardan konu açılmışken, geçen internette gördüğüm haberle, Inception’ın çıkış tarihleri hemen hemen aynı tarihte olunca dedim işte bu! Adam filmden çıkmış olmalı. Eşini ve hamile kızını rüyasında soyunurken gördüğü için boğmuş. Rüyasında neler yaşıyorsa adam ya da kızını ve eşinin nasıl soyunduğunu hayal etmişse artık ki bu kadar gaza gelmiş. İstanbul’un göbeğinde bu olaylar yaşanırken bizde yuvarlanıp gidiyoruz işte.

İşten eve her döndüğümde bilgisayarımın kapanmış olduğunu görmek beni çıldırtmaya başladığından beri sabahları evden çıkarken bilgisayarımı kapatır oldum. Sözde UPS bağlı bilgisayara ama son bir yılda filan hiç bir işe yaramıyor. Zaten nasıl işse, ne yağmur var ne kar ama elektrikler kışın kesildiğinden daha çok kesiliyor. Zaten 2010 yılında hala elektrikler kesiliyorsa sorun büyük demektir. Neyse, sabır sabır ya sabır.

Ntv’deki Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye reklamklarını izlemenizi tavsiye ederim. “Onların dünya yıldızları varsa, bizim ay yıldızımız var” tarzında sloganlı reklam. Cidden yaratıcı olmuş, böyle 3-4 tane slogan var. Denk gelmenizi öneririm.

Kombinemi aldım, gelmek isteyenleri beklerim.

Not: Bu yazıyı iki gün önce yazmıştım ama dün Fenerbahçe, Young Boys’a elendikten sonra UEFA’nın sitesindeki efsane manşet beni benden aldı. Young Boys reşit oldu diye bi’şey. Çok iyi yaa…

Etiketler , , , , , ,

Naneli nane

Geçen gün çok nadiren yaptığım bir şey olan televizyon izleme eylemini gerçekleştirdim. En ilgimi çeken şey her zaman reklamlar olmuştur ve gene özlediğim reklamın yeni versiyonunu gördükten sonra mutlu oldum. “Var mı Nazo gibisi?!” şeklinde sloganı olan içecek reklamı. Şaka gibi, yeni versiyonu çıkmış, kulaklarıma ve gözlerime inanamadım. Ama bir olayı iyi benimsemişler; reklamın iyisi kötüsü olmaz. Mesela Mondi’nin efsane reklamı. “Kızım sana Mondi alayım mı?” diye şarkı söyliyerek kızını Mondi’ye götüren ebeveyn figürü. Herhalde yapılabilecek en kötü reklamdı. Ama denildiği gibi reklamın iyisi kötüsü olmaz ki hala bu reklam aklımızda. Adam rezalet olarak da olsa kafamıza soktu bunu. Birini delirtmek için bu reklamları zorla 24 saat izletmek süper fikir olabilir.

Dün nane huzurunu buldum. Naneli ve mentollü sakızı çiğnedikten sonra Cafe Nero’da ekstra nane şurubu eklenmiş naneli frappucino içtim. Çıkınca da naneli ve mentollü sakıza devam. Oh mis! Nane adama döndüm.

Hans Zimmer döktürmüş gene. Inception, Amerika’yı sarsa dursun filmin soundtrack albümü mükemmel. Fragmanını izlediğim zaman filmin “aha batman lan!” dedim. Benzerlikle var soundtrackte ama bu daha hoşuma gitti. 7 / 24 onu dinlemeye başladım. Filmde kulaklarım yabancılık çekmez artık.

Haftasonu not defterlerini inceledim. Moleskine özellikle ilgi alanımda ama fiyatlarının kol gibi olması insanın ekonomisini zorluyor. Bir de yeni şehir modelleri çıkmış ki gayet başarılı. İçinde o şehrin haritası var. Zekice. Reyonda diğer alternatiflere bakarken LeColor’un not defterlerini gördüm. (Rec) Note adı altında çok şık ve yaratıcı bir ürün gördüm. İlk sayfada “Start recording” ve tarih kısmı var. Son sayfasında ise “Stop recording” ve tarih kısmı var. Kayıt tuttuğunuzu çok hoş bir şekilde göstermişler. Ayrıca içinde ufak notlar yazmak için koparılabilir sayfaların olduğu bir kısım da mevcut. Arka kapağa yapışık olan zarfının içinde de mini bir cetveli var. Son sayfalarda popüler renk bilgisi, vitaminler hakkında bilgiler ve kahve çeşitleri ve içlerindeki kahve – süt oranlarını gösteren sayfalarda var. Avrupa piyasasında da baya tutulmuş. Ama derseniz ben bunlara bu kadar para vermem ki (Rec)Note Moleskine’den daha ucuz, kendi not defterinizi yapabilmeniz için Michael Shannon bir öğreti hazırlayıp bunu paylaşmış. Ben uğraşıp el emeği, göz nuru bir not defterine sahip olmak istiyorum diyorsanız, ahanda buradan inceliyebilirsiniz.

Etiketler , , , , , ,