Filed under Otomotiv

Biri yeni, biri eski

En son Audi A6′nın yeni reklamını gördüm de nedense yabancı gelmedi. Reklam çok güzel ona lafımız yok. Zaten VW grup reklam yapsa izleriz de bu biraz trende uymak gibi olmuş. Elleri ile detayları işliyor tasarımcımız. Sonra işte araba oluşuyor filan. Aslında verdiği mesaj daha öncekilerden çok daha başarılı. Sanki bekleyip bekleyip vuruyorlar. Ben Lancia ve Ford’un bu tip reklamlar yaptığını hatırlıyorum. Onlarda böyle değildi. İnce detaylarla nasıl ilgilendiklerini ve ne kadar ince çalıştıklarının mesajını süper veriyorlar. Adamlar yapıyor abicim.

Huylu huyundan vazgeçmez demiştim ya örneklerini her gün görmeye devam ediyorum. İnsanlar için tehlikeli oluyor, hem trafik ışıkları da yolu tıkıyor diye üst geçit yapılıyor ama vatandaş pek oralı değil. Yine de çitlerin üstünden atlayıp yola kendisini atmayı üst geçitten rahat geçmeye tercih ediyor. Sonra halka eğitimsiz filan deyince insanlar kızıyor. Meşhur Beylerbeyi kavşak yapımı bitti bitecek, adamlar alt geçit yapmışlar insanlar rahatça geçsin diye ama 30-40 kişiden sadece 1 kişi geçiyor oradan. Geri kalan herkes yoldan yürüyor. Zaten bir kişi yoldan yürümeye başlasa arkasındaki herkes de onun peşinden devam eder. Oraya elektrikli tel filan koymak lazım. Bakalım bu sefer de zorlayabilecekler mi?

Lütfen şu seçimleri haftaya yapsalar da şu ızdırap bitsin. Her yerden ayrı bir müzik, propaganda, haberler de hep aynı rezalet. O ona laf atıyor, o onu suçluyor, onun kaseti, onun bayrağı. Yeter artık ya. Ne iğrenç bir ortama çevirdiler ya. Birileri sanırsam devamlı kaset izliyor parti binasında. Kimse de sormuyor mu elalemin cinsel videosunu mu izliyorsunuz devamlı? Sonra çocuklarına kızarlar öyle şeyler izledi diye. Ne garip kafalardayız, ne garip şeyler yaşıyoruz ya.

Bu hafta İzmir yolları taştan diyoruz. Her ay bir yerlere gitmek yorucu oluyor. Bakalım gelecek ay 2 yere gitme ihtimalimiz var, üstüne seçim var, üstüne Sonisphere var. Var oğlu var.

Etiketler ,

Christopher kadar başına taş düşsün Chris emi!

Tekrar hatırladım sinirlendim. Sanırsam IAMX’in şu ana kadar çıkardığı en vasat albüm. Cuma günü konser var ve içimde endişe oluştu. Ama daha önceden bildiğim için içim rahat biraz. Canlı performansları baya iyi çünkü. Bu vasat şarkıları da son derece güzel söylerler. Zaten konsere gidip gitmeme olayım direkten döndü. Neyse yırttık!

Volkswagen Beetle’ye yeniden şöyle bir bakınca resmen Porsche’yi andırdığını fark ettim. Ama nedense bana Porsche’nin tasarımı yapılırken az biraz kaplumbağadan esinlenilmiş gibi geliyor. Yani onun üstten bastırılmış hali en sığ düşünceli hali ile. Bu yeni Beetle ise Porsche’nin arkadan ve önden sıkıştırılmış ve bu yüzden de üstte doğru biraz genişlemiş hali. En sığ hali ile tabi. İstiyorum şu arabadan!!!

Martina Hingis vardır bir aralar ya. Geçenlerde tenis maçı izlerken aklıma geldi. Arada kaynadı gitti. Steffi Graff sanırsam en uzun süre üstlerde kalan. Çok hatırlamıyorum ama adını hala hatırlayabiliyorum. Erkeklerde biraz daha farklı durum. Orada üst sıralarda istikrar var. Kadınlar kısmısında bir istikrarsızlık mevcut. Kardeşler bir ara orayı ele geçirmişti ama sonra onlarda düşüşe geçti. Şimdi kim bir numara kim bilmem kaç numara hiç bir fikrim yok.

Ya son bir ayda 4 tane Barcelona – Real Madrid maçı izledik. Dün tabi efsane star baltaladığı için maçı Afgan kanalından izlemek zorunda kaldım. Maçı canlı veren kanalların listesini buldum internette ve sanırsam bir tek Türkiye yoktu o listede. Harika değil mi? Neyse benim derdim o değil. Londra derbilerinin El Classico’dan çok daha eğlenceli olduğu. Bir çarşamba günü gene maçları esnasında gerçek Londra derbisi vardı. Tottenham Hotspurs ile Arsenal süper zevki bir maç yaptılar. Altı gol vardı maçta. Diğer tarafta bir tarafta oynatmamaya çalışan diğer yerde dünyanın en iyi takımı vs vs. Her zaman söylemişimdir ve hala dediğimin arkasındayım. Bu da İngiltere’de oynan futbol dünyanın en zevkli futbolu. Bu kadar basit. İnanılmaz mücadele oluyor. Dünya paralar alan oyuncuların o mücadelesi gerçekten özellikle bizimkilere ders olmalı.

Çok yakında da şu yeni internet yasakları ile ilgili içimdeki patlamayı yazacağım, hayırlısı.

Etiketler , , , , , , , , , , ,

Prens evleniyor da bana mı evleniyor?

Neymiş abi bu düğün. Sanki bana evleniyor herif. Tüm kanallar kilit, düğünü gösterdi cuma günü. Hayır sırf bizim ülkede değil dünya kilitlendi. Millet başka şey konuşmaz, izlemez oldu. Ağlayanlar filan da vardır kesin adam evleniyor diye. İşi gücü bıraktık nelerle uğraşıyoruz.

Bundan hemen önce de çılgın proje olayları dönüyordu ortalıkta. Yani her şeyi geçtim İstanbul’un tek yeşillik alanlarını da bu şekilde taşa çevirmenin finansal olarak çok fazla getirisi olabilir. Ama sonuçta o havayı da soluyacak olan insanlar bizleriz. Tabi ortada bir hava olabilirse. Orada resmen sıfırdan bir şehir kurulacak ve İstanbul’u ikiye ayırma operasyonu başlayacak. Güzelim İstanbul’u deniz iyice tam olarak ayıracak. Aslında bu bence kutuplaşmaya da yol açar mı? Aklıma ilk gelen şeylerden biri. Yeni yerleşim yerine belki de Ankara’dan getirecekleri birimleri bile taşıyabilirler. Ama önemli olan bu kadar maliyetin altına girdikten sonra uzun veya kısa vadede Türkiye kazanacak mı? Yoksa yapılan yeni yerde özelleştirilip gün mü kurtarılmak amaçlanıyor. Önce bunları sorgulamak lazım.

Neyse bunları geçtim de geçen haftalarda Volkswagen yeni Beetle’ın lansmanını yaptı. “Abi adamlar yapıyor ya!” diyorum her seferinde. Bu sefer olmuş ama. bir önceki pek tutmamıştı da ama bu sefer ki süper olmuş. Eski efsaneye çok daha benziyor ve içi filan da çok başarılı olmuş. Hele ki (sanırsam) gti modelinin içi efsane. Fender ses sistemini de patlatmışlar içine. Valla param olsa alacağım ilk araba oldu şu anda. Ama mecburen içi ki özellikle arka koltukların olduğu yer dardır. Golf’ün de sıkıntısı bu biraz ama gene de alınası bir araç. Gelse de Türkiye’ye görsek.

Asıl bir de Crimson vardı Kadıköy’de çok şık bir bar. Canlı müzik olurdu Raindog çıkardı. Sonra Zakkum oldu, albüm çıkardı. Üstüne Crimson kapandı. Birde Sentenced Crimson var albüm. Fena değildir ama daha iyileri de var. Asıl Crimson bizim Call of Duty takımıydı. Çok özledim oynamayı ama oynayan yok işte. Satışlarda herkes.

Etiketler , , , , , , ,

Volkswagen, Nokta

Takıldım şu yeni VW Passat reklamına. Herkes için eski olabilir ama benim için baya yeni. Televizyon izlemeyen biri için en azından. En güzel sahnesi bence annesinin tabağı önüne ittikten sonraki tripleri. Bu arada reklamın Türkiye versiyonu ile Avrupa versiyonu farklı. Benim Youtube’da izlediğim versiyonunda anahtarda iki tane yan yana tuş vardı, bizim versiyonda tek tuş var. Ben yanlış anlamışım ama yabancı versiyonunda arabayı çalıştırıyor çocuğun babası. Ama benim için VW reklamları arasında Golf GTI reklamı farklı yer tutacak.  İnce detayların güzel işlendiği bir reklam. Baya eski olduğu için ve benimde daha yeni gözümü açtığım zamanlar olduğundan belki daha çok etkilemiştir beni. Ama izlemekten sıkılmadığım bir reklam. Üstüne bu Passat reklamı artık son noktalardan birini koydu.

Bu hafta cumartesi akşamı El Classico serisinin ilk maçı oynandı. Yorgunluktan mı yoksa maçtan mı bilemeyeceğim ama ikinci yarı uyku modunu açtım. En azından ilk golü gördüm, ikinciyi kaçırmışım. Olay maç değil zaten. Olay bu maçı Ataşehir Trio’da sinemada yayınlanması. Adamlar İspanya’da bunu yapıyor mu bilmiyorum ama kraldan çok kralcı mıyız neyiz anlamadım. Ayrıca maç da gayet sıkıcıydı.

Bu hafta İzmir’e gittim, geldim. Havaalanında dükkanlar vardır, onlarda metrobüs oyuncağı gördüm. Sanki başka yerlerden de hatırlıyorum ama yani çok komik ya. Evde metrobüs ile oynayan bir çocuk düşünemiyorum. Vın vın metrobüs şöförü olacağım ilerde ben! Aslında iyi para var. Baya iyi para demek istedim. Mühendisten, öğretmenden daha fazla kazanıyorlar. Şşş kimse duymasın.

Bu haftasonu yeni bir kitap aldım. NTV Yayınları çıkarmış, yüz binlerce satılmış filan. Ferdinand von Schirach adında bir ceza avukatının yazdığı “Suç” adında bir kitap. Baya popüler olmuş ve film hakları bile alınmış. Hatta ilk filme de karar verilmiş ve çekimlerine başlanmış sanırsam. “Şans” adlı hikaye film yapılmaya karar verilmiş. Şu ana kadar 4 tane hikaye okudum ve bana göre aralarında en klişesi ve klasiğini film yapmaya karar vermişler. Belkide nabız yoklayıp kendine bağlama amacı güdülmüştür. Hikayelerden biri “Diken” bana The Maiden Heist filmini hatırlattı. Nedense kitaptaki adamı da filmdeki karakterlerle eşlemeye çalıştım. Kitap güzel, akıcı ve hikayeler cidden eğlenceli. Hepsinin gerçekten yaşanmış olması insanda merak uyandırıyor.

Kitap zannettiğim bir şeyinde albüm olduğunu öğrendim. İlk gördüğüm de Semih Saygıner’in Gizli Aşk albümünü kitap sandım. Çünkü kitap çıkarması daha makul geldi bana. Albüm ne alaka yani? Adam nereden nereye getirdi kendini. Yani merak ediyorum ama kesinlikle dinlemek istemiyorum şarkılarını. Ah şu teknoloji nelere kadirsin…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , ,

Gez göz arpacık

İzmir’den selamlar. Geçen ay donuyor, hasta oluyorduk, bu hafta ise sıcaktan terliyoruz, bunalıyoruz. Hadi hayırlısı bakalım.

Geçen AutoShow fuarındaki Ferrari satışını söylemiştim de o hiç bir şeymiş meğersem. 2 gün önce duyduk ki fuardaki tüm araçlar satılmış. Vay vay vay… Bu ne bolluk, ne güzellik ya. Aston Martinleri alan kişiyi bulup, bi’ tanesini bana vermesini rica edeceğim. Hadi bakalım…

Geçen gün Hürrriyet Emlak ekinde bir haber gördüm; Acıbadem’e alışveriş merkezi yapılacakmış. İstinya Park’ın yapıcıları Central Park diye bir alışveriş merkezi yapmayı planlıyormuş. İsmi çok çakma ama ilk 3b görüntüleri güzele benziyordu. Ama merak ettim, nereye yapacaklar? Yani Acıbadem’de o kadar büyük alan nerede var? Çünkü baya salonu olan bir yer filan düşünüyorlarmış. Nautilus’ün yanına yapsalar diyecem, oraya başka şeyler yapılıyor ki katliam çıkar. Yaptırmazlar pek. Ee neresi kaldı yer olarak? Bilmediğimiz bir Acıbadem mi var acaba bir yerlerde?

Bu arada belkide çoğumuzun bilmediği bir şeyi okudum cuma günü Bloomberg Businessweek dergisinde. Şu an iki otobüs hattı temmuz 2010′dan beri Turkcell’in pilot hatları olmuş. Taksim – Beylikdüzü (145T) ve Taksim – Bahçeşehir (74D ve 74E) iki katlı otobüslerinde Turkcell bedava 3G internet servisi sağlıyormuş. Sadece interneti yavaşlatmasın diye dosya indirme siteleri bloklanmış. Çok şaşırdım okuyunca. Detayları çok okuyamadım ama TTNET WiFi gibi Turkcell müşterisi olmanız gerekiyor olabilir. Şu an Anadolu yakasındaki otobüs hatlarına da bu sistemi yerleştirmek için görüşmeler devam ediyormuş. Baya hoşuma gitti, sonuçta böyle şeylere ihtiyacımız var.

Bllomberg Businessweek demişken kapaklarından da bahsetmemek olmaz. Gerçekten çok başarılı kapaklara sahip bir dergi. Necip Şahin imzalı illüstrasyonlar görülmeye değer. İnternette bulabilseydim burada paylaşıcaktım ama bulamadım (Necip Şahin’in dergi için yaptığı başka bir illüstrasyon yukarıdaki). En kötü yakında taratıp buraya koyarım kapakları.

Bu arada son olarak nefret kusucağım şu metrobüs zammına. Dolayısıyla otobüs biletleri zammına. Yani halkın yararına bir ulaşım aracı yapıyorsun, onunda içine etme yani, cidden etme! 3 duraktan fazla mesafeler 1.95 TL. Yuh! Söğütlüçeşme’den Altunizade’ye gitmek 1.95 TL. Daha köprüye varamadan dünya para veriyorsun. Ee o zaman otobüse binerim, ne anladım metrobüsten. 3 durak kime yeter anlamıyorum. Neyseki sinirim geçtikten sonra yazıyorum da fazla girişemiyorum. İnsanın asabını bozuyorlar.

Etiketler , , , , , , , , , , , , ,

Yaz babam yaz…

Bir pazar sabahı (sabahın köründe demek daha doğru olur) bir Türkiye kalsiği olan sınav stresi yaşadık. Şu meşhur kopya skandalı yüzünden tekrarlanan kpss sınavı. Kopya yüzünden efsane kurallar gelmiş. Saati filan geçtim, içeriye su dahi sokulamıyor. İçeride hepsi veriliyormuş. Çanta filan sokmak da yasak haliyle. Merak ettim acaba cüzdan serbest mi? Yalnız başınıza giderseniz yandınız. 2-3 kendini bilmez kişiliksiz yüzünden binlerce insana çektirilene bak ya! Asıl bomba ehliyet sınavında olmuş. Adamın teki 30 soruyu 5 dakikada bitirip cebindeki kağıtları karıştırmaya başlamış. Görevliler de “n’apıyor bu delikanlı” diye bakmışlar çocuğa ve üstünü aramışlar. Çocuğun üstünden sınavın cevap anahtarı çıkmış. Pes artık! Ulan bare çaktırma be! Yapıyorsun bi’ şerefsizlik onu da adabıyla yap! Hiç mi kopya çekmedin daha önce? Sonra çocuğu sorguya çekmiş polisler filan, cevap anahtarını sürücü kursu sahibi vermiş. O da nerden bulmuşsa artık? Sonra odayı dinlerken almışlar cevapları deniyor, heh. Artık yozlaşmışlığın doruk noktasındayız. Çok üzücü…

Bugün gazetenin ekinde gördüm. Autoshow Fuarı’nda 2 günde 4 Ferrari siparişi verilmiş. Uçurum iyice açılıyor. Millet geçinemiyor, herkes kıymanın kilosunun 34 TL olmasını eleştiriyor ama 2 günde 4 Ferrari havada uçuşuyor. Ey maşallah! Hayra alamet bir durum değil bunlar.

Güzel bir şeyler olmuyor değil bir yandan; Iverson 6 Kasım’da geliyormuş, haberiniz olsun. Hala rüya gibi geliyor bana. Türk spor tarihinin en büyük transferi resmen bu. Öteside olur mu bilmiyorum. Beşiktaş’da oynayan bi’ oyuncu olsam sevinçten çıldırırdım. Facebook’da görmüştüm: Alemin gözü yaşlı, Allen Iverson Beşiktaşlı!

Cuma günü (29 Ekim’de, yani her yerin çok çılgın kalabalık olduğu gün) orjinal adıyla Social Network (Türkçe adıyla da Sosyal Ağ) filmine gittim. Bu kadar basit ve sığ bir konuyu nasıl böyle sürükleyci ve 1 sn bile sıkılmadan izlenebilecek bir film haline getirilmiş olması resmen sinema dersi. İyi ki filmi David Fincher çekmiş. Aslında tam nerd filmi. Zaten artık dönem nerdlerin dönemi (yani bizim dönemimiz haha). Yalnız herşeyin bir kızaolan kızgınlıkla başlaması trajikomik. Bu arada oyuncularında hakkını vermek lazım. Özellikle Jesse Eisenberg çok iyi oynamış. Hiç sevemediğim Justin Timberlake bile fena değil ve o yavşak tavırları yokru üstünde. Bu arada filmin müzikleri de gerçekten şahaneydi. Bulmam lazım bi’ yerlerden soundtrack albümünü.

Iverson’dan önce beklediğim bir şey daha Türkiye sınırlarına geldi! 29 Ekim günü sanırsam ilk sartışa çıktı Avea bayilerinde. Capitol’deki Avea bayine “Blackberry 9800 ne zaman gelecek?” diye sorduğum da “geldi ki” diye yanıt almam efsaneydi. Heyecan yaptım ve o akşam telefonu aldım (Hoş tabi artık ay sonları nasıl gelecek o ayrı konu). Cidden süper bir alet. Hiç bir (bunuda internette okudum) Blackberry’de olmayan görüntülü konuşma Torch’da da yok. Zaten şu ana kadar sadece askerdeyken kullandığım bir şeydi, kullanmasak da olur diye avutuyorum kendimi. Onun dışında gerçekten çok süper  bir alet. Tek sorunu kendi internet paketlerinin olması. Onun dışında 3G ile bağlanmak mümkün değil. Ama tanıttığınız kablosuz internetlere de otomatik olarak direk bağlanıp, öyle kalıyor.

Geçen hafta için şu meşhur samuray şemsiyemde geldi. Bu hafta bu konularda mutlu oldum diyebilirim. Sapı gerçekten de çok uzun. 2.yi satacaktım ama vazgeçiyor gibiyim. Hani yedek dursun işte mantığı. Ama beni o şemsiye ile hiç bir yere almazlar. Cidden katana gibi gözüküyor.

Son olarak Maradona’nın merhum Ahtapot Paul’un arkasından dediklerini kınayarak günü kapatıyorum.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Teknologic

İsveç arabası denildi mi ilk önce akla malum Volvo geliyor. Sağlamlığı ile ün yapmasına rağmen kalasa yakın arabalar yapıyorlardı. Son yıllarda estetik buna eklenmeye başladı. Volvo dışında İsveç’in otomativde diğer markası olan Saab ise bayadır ortalıklarda yoktu (en azından Türkiye için bu denebilir). Saab da Volvo gibi sağlamlığı ile imaj yapmış ama estetik adına çok kötü bir araba markasıydı. Geçenlerde Brandage dergisini karıştırırken Saab’ın Aero X konsept modelini gördüm. Aman tanrım!!! İçlerine tasarımcılar mı kaçmış dedim. İnanılmaz bir şey ortaya çıkarmışlar. Türkçe bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz.

Apple 4G telefonu ile acaba 2. Toyota vakası ile karşı karşıya mı diye konuşurken, kendileri akıllı telefon pazarında pay kaybetmişler. Madem öyle tutunca telefon çekmiyor, o zaman sizde öyle tutmayın açıklaması pek hoş değildi zaten. Bu hareket geri de tepmiş durumda. Apple’ın pazar payı %15,9′dan % 14,1′e gerilemiş. Akıllı telefon pazarının lideri, bu konuda ne kadar geride de kalsa Nokia. Hatta Apple’ın bu garip tavrından sonra payınıda %40,3′e yükseltti. BlackBerry üreticisi RIM’in payıda biraz düşmüş ve %18,8 olmuş. Ben bu haberi okuduğumda Nokia’nın hala neden adam gibi akıllı telefon çıkarmadığını şimdi daha iyi anladım. Adamlar silip süpürüyor, lider benim ne gereği var tavırlarında sanırsam.

Geçen hafta başı ofise bu idefix.com’da satılan “Reeder” geldi. Sitede 550 TL + KDV’e satılıyor. Bu fiyata buysa, Kindle Türkiye’ye gelse sanırsam 1000 TL’den aşağı satılmaz. E-Book Reader olayı çok güzel, aynı kitap gibi ama çok incesi ve çok hafifi. Amma velakin işlemcisi cidden yetersiz. Çok ağır kalıyor alet. Sayfa değiştirirken yazılaırn gidip gelmesi (diğer readerlarda da oluyor mu bilmiyorum ama) garip. Benim favorim Nook E-Book Reader. Wireless ve 3G li modeli Amerika’da 200 dolara satılıyor ve Kindle’ı özellik konusunda ezmiş durumda idi. Kindle 2 ile Amazon tekrar atağa geçmesine rağmen hala favorim Nook. Bizde daha bu piyasa emekleme döneminde olmasına rağmen, özellikle Amerika’da almış başını gidiyor. Barnes & Noble kendi markası olan Nook’u alanlara  milyonun üzerinde kitap seçeneği sunarken, Amazon Kindle bunun yarısı kadar kitap sunabiliyordu. Şu an idefix’te ise bu rakam 460 ile sınırlı. Ama her geçen gün bu rakam artıyor. Tek sorun popüler kitapların bulunmaması. Örneğin klasiklerden başlansa ve zamanla popüler kitaplarında bu yöne kaydırılması çok daha mantıklı olabilirdi. Ülkemizde de e-kitapların fiyatları maksimum 10 TL. Fiyatlarda bir sıkıntı olmamasına rağmen herkese hitap eden kitaplar kısmı meçhul. Ama bu fiyatlarla e-kitap, korsan yayıncılığın önüne geçmek için bir fırsattır.

E-kitap, basımı tükenmiş ve tekrar basılması kar etmeyeceği düşünülen kitapları tekrar hayata geçirme ve o kitapları arayanlar için büyük bir fırsat…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , ,