Filed under Internet

The Walking Dead

twdBu sezon başlamasını dört gözle beklediğimiz dizilerden biriydi. Ama nasıl bir hayal kırıklığı ile sezona giriş yaptı anlatılmaz, yaşanır. Dizi kadrosunda olaylar olmuş. Yapımcı senaristleri mi ne kovmuş, kendi yazmaya mı ne başlamış. Böyle durumlar olduğu açık net gibi, çünkü geçen sezon bizi heyecanlandıran insanlar bunlar olamaz. İlk 4 bölümü cidden ilerlemeyen, baya bayık ve hiç süpriz olmayan bölümlerdi. Neyse ki Darly’i konu edip, biraz da senaryoyu hareketlendirip toparlamaya başladı. Ama çok umutlu olmak istemiyorum nedense. Çünkü bayabilecek kapasitede bir yazarı varsa işimiz var. Tepki gösterince drama sevmiyorsanız izlemeyin tepkilerine gülüp geçmek lazım. Drama da adam gibi olsa bari.

Bu arada fark ettim ki google translate kendini baya toparlamış. Cümleler de gene saçmalasa da arayüz değişikliği güzel olmuş. Çeviriyi yaptırdıktan sonra kelimelerin üzerine geldiğini zaman çevirdiği dildeki kelime eşlemesini yapıyor. Örneğin “Ankara’ya arabayla gidiyorum” yazdığım da çevirisinde “by car” kelimesinin üzerine gelince direk arabayı da sarı kutucuğa alıyor. Neyin neye karşılık geldiğini gösteriyor. Hatta çevirdiği kelimeleri tıkladığınızda alternatiflerini gösteriyor. Çeviri hala başarılı olmasa da bu tip özellikler ile insan umutlanıyor.

Etiketler , , , , ,

Yazmayınca olmuyor

Complex.com sitesinde “50 Fail in Tech History” diye bir sıralama yapmışlar. Listenin 45. sırasında BlackBerry Playbook var. Baya şaşırdım bu kadar yeni bir ürünü listede görünce ama sebebini de açıkladıkları için olayı anlamak uzun sürmedi. BB Messenger ve BB Mail servisini Playbook’a koymamışlar. Bu sistemlerle kendinden söz ettiren bir firmanın bunu yapmaması bir hata mı acaba? Zaten bu ürünü çıkarmak da çok geciktiler. Baya önceden tanıtımlarını görebildik ama ürünün çıkışı çok gecikti. Ortalığı iPad 2 yeniden süpürdükten sonra kime hitap edecek merak ediyorum. Daha iyi veya kötü olması bir şeyi değiştirmiyor, önemli olan zamanlama. Mesela BB 9800 Torch versiyonunu da panikle erken piyasaya sürdüklerini düşünüyorum. İşlemcisinin yetersiz kalmasından dolayı insanlar dokunmatik ekranın kötülüğünü filan düşünüyorlar. Halbuki düzgün bir işlemci hızı olsa bunların hiç biri olmayacak. Zaten şimdiki kafam o zaman olsa almazdım bu aleti. Ayrıca listede üst sıralara giderken Windows Vista’yı gördüm ve cidden mutlu oldum. Bu kadar arada kalmış bir işletim sistemi olamazdı herhalde. Kendimiz mi üretsek yoksa MacOs’dan mı çaksak karar verilememiş. Listenin tamamına ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Oral-B pilli diş fırçası almıştım aylar önce. Haliyle pili bitti ve değiştirmek için hazırlıklarımı yaptım. Ama o da ne?! Pili çıkartmak için içindeki demiri kanırtmak gerekiyor. Elimden geldiğince en az hasarla bunu başardım ama yeni pili takınca da + – arası esnediği için boşta kalıyor pil. Ben bu kadar saçma ve kullanışsız bir alet görmemiştim. İyi oldu ama. Ders gibi bir şey sanırsam bu da.

Taze taze de zamanı geçmeden de IAMX konserini yazayım biraz. Konser sayesinde biraz geç de olsa Babylon’a ilk kez teşrif ettim. Mekan çok ufakmış ve aşırı kazık tabi ki de. Konsere gelince; tek kelime ile harikaydı. Chris Corner ve arkadaşları sahnede ne yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Adamın sesi zaten süper, canlı performansta da gram değişmiyor. Yeni albümün en iyi parçalarını söylediler, üstüne eskilerden de favorileri çalınca tadından yenmez bir konsere dönüştü. “This is only for you” deyip bir gün önce çalmadıkları parçayı çalınca ayrı bir güzel oldu. Ben şahsen ilk çıktığındaki maskesini çok beğendim. Ama sonra fese bir ot takıp üretilmiş olaya gülmedim de değil. Bildiğin festi o işte. Ama son düşüncem şu ki IAMX her ay konser vermeli. Hepsine gider, aynı şekilde zevk alırım diye düşünüyorum. Yani o albümdeki yavaşmış gibi gelen şarkıları bile harika söylüyorlar sahnede. Özellikle aynı davuldan tempo tuttukları ve bagetleri birbirlerininkine vurdukları kısım şov açısından çok başarılıydı. Ne var ki bunda diye bir düşünce olabilir ama canlı izleyince baya hoş oluyor. İki gün üst üste gitmediğime yanar oldum bir anda.

Son olarak da bilmeyen kalmasın diye Microsoft’un Skype’yi 8.5 milyar dolara satın aldığını duyurmak istiyorum. Hayırlı mı olsun diyelim bilemedim. Evet güzel yatırım da şimdi ne olacak? Windows ile gelen bir program mı olacak Skype? yoksa MSN ile birleştirip değişik bir hale mi getirecekler? Bekleyip göreceğiz…

Etiketler , , , , , , ,

BYK ve İronileri

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın efsane kararları ile bizi bizden aldı son günlerde. Üstüne bir de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yaptığı efsane açıklama gelince insanların sabrı tükendi. Yani adındaki 1 kelimeyi bu kadar kötüye kullanıp diğer 2 kelimeye ihanet edebilir. İnsanların “Bilgi”yi almasına mani olup, “İletişim”ini baltalıyorsun resmen yapacağını açıkladığın şeylerle. Dünya Basın Özgürlük listesindeki hızlı ilerlememize devam ettiğimiz yetmiyormuş gibi bir de internet yasakları ile dünyaya rezil oluyoruz (Dünya basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye, 138 ülke arasında 136.cı sırada. Altımızdaki diğer iki ülke de Libya ve Zimbabwe. Libya’nın durumu malum, Zimbabwe hakkında da pek bilgim yok). Olduğumuz yetmiyor, olmaya da devam ediyoruz. Dünya hızla iletişim devrimlerini uygularken biz daha elimizdekini doğru düzgün kullanamıyoruz.

Kurumun ismine bakınca ve daha sonra yaptıklarını görünce cidden hayret etmek elde değil. Yani ironiler kaynıyor. Bir kere öyle ismi olan bir kurumda çalışıp bu tip yasaklara yardım etmek, çalışanın ruhuna aykırıdır. İnsanın bünyesi, ruhu isyan eder ya. Şirketin iç iletişimini yapan bir birimin her şeyden bihaber olması gibi bir durum bu.

Filtreleme sistemi dediler okuduk, baktık. 4 tane filtreleme sistemi var ve herkes bunlardan birini seçmek zorunda. Çocukları koruyacağız diye insanları isyan ettiriyorlar filan o ayrı (Bu arada TTNET’in “NeTTe Çocuk Var” diye bir hizmeti var ve bu gayet başarılı işliyor. Hani böyle servislerin varlığından haberi yok mu BTK’nin o ayrı. Neyse..) Şimdi bizde bilgilenmeden rage yaptık belki ama evet şimdi ki gibi de kullanabileceğiz interneti. Orası doğru. Yani standart filtreleme dediği o aslında. Ama sıkıntı maalesef bu kadar yasak ve özgürlüğün alındığı bir dönemde böyle bir şeyi yapmak baya sert bir davranış olmuş durumda.

Gidişat herkesin de gördüğü gibi iyi değil. Olay çılgın, deli, manyak projeler yapmak değil sadece. Birilerine özgürlük adı altında yasa değiştirirken, bir diğerlerinin çocuklarınızın güvenliği için adı altında bilgi almalarını kısıtlamak ileri demokrasi hiç değil (Bazı kesim ne denirse yaptıkları için bunu diyorum. Yoksa yasak sonuçta herkese ama bazı insanların “devlet büyüğümüz ne derse o olur” mantığı ile yaşadığı için rahatlıkla bu sıkıntıyı dile getirebiliyorum). Biz halkın seçimiyiz derken sadece kafana göre hareket etmek de ileri demokrasi değil. Siyaset hakkında yazmak istemiyorum ama yani bazen cidden sabır sınırı filan kalmıyor ve istemeden yazıyorum.

Etiketler , , ,

Blogspot da gitti, sırada ne var bakalım…

Dün haberini aldım ki blogspot’u da patlatmışlar Türkiye’de. Her ne kadar göz zevkime hitap etmeyen bir tasarım anlayışı da olmasa dünyanın en çok tercih edilen blogu kendileri. Bazı bloglarda Türkiye ligi maçlarını kaçak bir şekilde canlı olarak maçlar yayınlanıyormuş. Digiturk de önce Google’nin kapısını çalmış. Sonuç alamayınca da mahkeme yoluna düşüp, amacına ulaşmış. Ve halen Google’yi suçluyorlar. Başta ne alakası olduğunu tam anlamamıştım ama sonra hak da vermemek mümkün değil. Tek istedikleri Google’da arama yapıldığında illegal bir şey yaptıkları için o blogların çıkmaması. Tabi Google sallamamış olabilir. Biz ne ile uğraşıyoruz, onlar neyin derdinde diye bir düşünceleri olabilir. Zamanında Youtube’nin kaldırmadığı videolar mantığı. Büyüklüğün verdiği bir durum. Youtube’u kapatıp elde edilen amacı hiç bir zaman anlamamışımdır bu arada. Hit almasın, rateleri düşsün diye mi acaba? Yani daha farklısını düşünmek dahi istemiyorum. Bu kadar teknoloji cahili olamaz mahkemelerimiz herhalde?

Benim için ve en azından oasis ve Liam’ı sevenler için mutlu bir haber vermenin tam sırası diye düşünüyorum. Beady Eye’nin ilk albümü geçtiğimiz günlerde çıktık. “Different Gear, Still Speeding” adını taşıyan albüm daha önce de tanıttığım gibi 14 şarkıdan oluşuyor. İlk izlenimlerim olumlu yönde. Oasis’den farklı bir konsept yaratmışlar. Daha eski rock’n'roll havasında. Farklı bir hava katacağı kesin son dönemde oluşan ortama. Ülkemize gelme ihtimali nedir bilmiyorum ama ben Amazon’dan aldım direk albümü. Bu aralar gelmesini umutla bekliyorum. İlerleyen günlerde izlenimlerimi yazacağım.

Amazon demişken zamanında nasıl hata yaptığımızı fark ettim. Hep Amazon.com’dan alışveriş yaptık. Genelde de kitap ve albüm. Bir aya yakın süre kargoları bekledik, dünya kadar kargo parası verdik. Halbuki gerek yokmuş. Amazon.co.uk’den çok daha kısa sürede ve çok daha az bir kargo ücretine izin verilen ürünleri alabiliyorsunuz. Kitap denemedim daha ama küçük aksesuar ve albümlerde sıkıntı yok en azından. “Bu devirde ne albümü ya?!” diye bir düşünce olabilir ama biraz geri kafalıyımdır bu konularda. Hala kaset dinleyen biri olarak değer verdiğim bir grubun ya da bir sanatçının albümünü hala alırım. İnternetten dinlemek le olmuyor çünkü. Çocukluğumuzda ne görmüşsek onu hala yaşamak belki beni o günlere götürüyor ya da büyümeyi reddettiğimi hissettiriyor. Zaten büyümeye karşı bir itirazım var o ayrı bir konu. Çocuk kalmak gibi güzel bir şey var mı ya…

Etiketler , , , , , , , , , , ,

Paranın saadet getirmediği an

Tabii ki hayat ne getirir bilinmez ama iddialara göre Steve Jobs’un altı haftalık ömrü kalmış. Her an her şey olabilir mantığı ile zaten bunun doğru olduğu tartışılır ama esas konu bu değil. Esas konu paranın saadet getirmediğidir. Paran var huzur var söyleminin yıkıldığı an. Steve Jobs’un ne kadar başarılı ve bir o kadar da zengin biri olduğunu hepimiz biliyoruz ama işte otonla para maalesef ki sizi hiç beklemediğiniz bir an hayattan koparabiliyor. Kişisine göre efsaneleşiyorsunuz o ayrı.

Dün bir video izledim. Eski olabilir ama ben yeni gördüm. Bir Amerikan yazılım şirketi telefonlar için yüz tanıma programı geliştirmiş. Yazılımın yüklü olduğu telefon ile bir kişinin yüzünü telefona tanıttıp, etiketleyebiliyorsunuz. Bu sayede telefonunuz bu tanıtılan suratı yeniden gördüğü zaman hemen etiketlediğiniz isim ekranda beliriyor. Ayrıca o kişinin sosyal ağ sitelerindeki bilgileride ekranda çıkıyor. Çok mu gerekiyor böyle bir şey onu bilemiyorum ama bir açıdan işimizi kolaylaştırdığını söyleyebilirim. Örneğin bir fotoğraf ya da video çektiğiniz zaman bu kimdi demenize gerek kalmayabilir ya da filtreleme yaparken direk isme göre bunu yapabilirsiniz. İstediğiniz kişinin fotoğraf veya videolarına ulaşılabilir. En azından (benim açımdan) bu konuda başarılı bir yazılım.

Gmail’in chat uygulamasını kullanmayan ya da bilmeyen yoktur herhalde. Ne zamandır var bilmiyorum ama Hotmail de messengerını aynı şekilde uygulamaya sunmuş. Son 3-4 günde bağlantı sorunu yaşasam da “oh be sonunda!” dediğim bir uygulama. Gmailinkinden daha detaylı ama sanki biraz daha zamana ihtiyacı var gibi. Zaten yeni MSN’i de ofisteki laptopa kurdum ve afalladım. Ne hale getirmişler bu basit programı anlamadım. Her şey minimal bir hal alırken bu programı neden böyle şekillendiriyorlar anlamadım.

Google da Chrome 9′u çaktırmadan piyasaya sürdü. Bana göre en büyük özelliği site önizleme olayı. Bu özelliği ayarlarında açtığınız da adres satırına siteyi yazmaya başladığınız da enter (nam-ı değer return) basmasanız da siteyi açıyor. Tabii ön izleme olarak. Ama sayfayı aşağıya doğru indirip yazıları okuyabiliyorsunuz. Sonra adres çubuğuna yeni adresi yazıp aynı şeyi yapabiliyorsunuz. Benim bununla ilgili sorum şu olacak: Site demek tıklamak demek, hit demek. Bu şekilde tıklamadan sitelere girebilmek (o sitede hiç bir linke tıklamadığımızı düşünürsek) hit oranlarını düşürmez mi? Bu bir sorun mudur, değil midir?

Son olarak da yeni öğrendiğim bir bilgiye göre Amerika’da Acer satışlarda Dell’i geçmiş. Bu habere çok şaşırdım. Malumunuz Amerika’da en çok satan markalardan, Türkiye’de ise pek tanınmayan bir maka Dell. Acer’e listedeki yerini kaybetmesi ise beni cidden şaşırttı. Ofiste verdikleri laptop HP değil de Acer olunca önce hayal kırıklığına uğradım. Şimdi alıştım ama sonuçta Türkiye’ye ilk Acer’i getiren firma yüzünden güvensizlik hala var. Hayırlı olsun ne diyelim…

Not: Dell’i geçmemiş ama çok yaklaşmış. Bilgi kaynağı arkadaşım tekrar kontrol ettiğinde bu durumun tam anlamıyla gerçekleşmediğini söyledi. Hatamız affola…

Etiketler , , , , , , , , , ,

Biz bunları görmüştük

Cnbc-e’de yeni mi başladı bilmiyorum ama bir kaç şey karalamak istemekteyim bu The Walking Dead hakkında. Daha önce zaman bulamadığım için izlememiştim. Geçen hafa zaten 6 bölüm gibi kısa süren bu diziyi izleme fırsatım oldu. Çizgi roman uyarlaması kendisi. 2003 yılında piyasaya sürüldü. O tarihi bilmem ama 2010′u 2011′e bağlayan yıllarda şerif kıyafetli, bize kovboy andıran bir ana karakter bana komik geliyor. Yani başka kıyafet giyme şansı bile varken bunu yapmayan bir insandan bahsediyoruz. Onun dışında dizinin konusuna bakarsak, biraz Resident Evil, biraz 28 Days Later, biraz Shaun of The Dead vs vs. Hepsinin ilgi çekici yanlarının birleşmesinden bir dizi elde etmişler. İlk sezonun altı bölüm olma sebebi ise çizgi romanın da ilk serisinin altı bölüm olması imiş. Hoş tüm serileri altı bölüm. Böyle böyle yediremezler ama. Lost gibi efsane olursa anca ki öyle bir dizi olabileceğini sanmıyorum. Zaten çizgi roman da bir yerden sonra zombi konsepti baya azalıyormuş. Daha çok psikolojik bir hal alıyormuş. Güzel bir noktaya temas edilmiş ama güzel işlenirse anca izletir kendisini.

Dizi , sinema bu kafalardan devam edersek; Tron’un fragmanını izledim geçen gün. Fragmanın sonunda soundtrackinin Daft Punk’a ait olduğunu öğrendim. Süper cidden. Bu konuda pek bilgim yok ama belki kasklar oradan geliyordur.

Asıl olay şu; zamanlamasını bilmiyorum ama bir geyik çıkmıştı aylar önce. Bazı ülkelerin, diğer ülkeleri görme olayı gibi. Yanko Tsvetkov’un başlattığı mı desem, yaptığımı desem bilemedim. Neyse, asıl olay bunun Wikileaks’ten önce çıkmış olması. Amerika’dan çıkan çizimde İzlanda’da Wikileaks yazıyor. Geçenlerde bunu fark ettim. Bilmiyorum başka fark eden oldu mu ama bana bir enteresan geldi.

Sinemadan devam; X-Men: First Class çekiliyormuş. Bu yıl içinde vizyona girecek bu filmde Magneto ve Prof. X’in ilk bu okulu kurdukları filan anlatılıyor. Yani şimdi… Bu kadar güzel film olabilecek bir çizgi romanın ve konunun nasıl içine ettiklerini görmüştük ama bu kadarı da fazla demek istiyorum artık. Wolvarine tuttu diye, ona endeksli film yaptılar, şimdi de onun olmadığı bir film yapıyorlar. Arası yok ama kesinlikle. 2. film fena değildi ama onun dışındakilerin hepsi çöp. Yazık cidden. Hele ki fotoğrafları gördüm, madara etmişler karakterleri. Komik gelebilir ama ilk filme sırf protesto amaçlı sinemada gitmemiştim ki ne kadar haklı olduğumu sonradan gördüm. Buna da gidesim kalmadı hiç. Anca evde patlamış mısırla (Bunu bile hak ediyorsa tabi) izlerim (Onlarında çok umurundaydı heh)

Altın Küre ödülleri de sahiplerini buldu. Yılın adamının hikayesini anlatan The Social Network en iyi film seçildi. Fincher reis öyle bir film yapmış ki ne zaman açsam sıkılmadan izleyebiliyorum. En aşa beş kere başından veya bir yerinden başlayarak izlemişimdir. Ama film yılın filmi mi bu tartışılır. Artık ödüller gerçekçiliğini yitiriyor gibi. Cannes’da aşırı sanatsal ve drama filmleri ödül alırken de Hollywood’da ise popüleriteye bakıyor. Ortası yok mu bunun diye sormadan edemiyorum. En iyi oyunculara filan lafım yok da en iyi film konusu soru işareti kaldı bende. İşte böyle…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , ,

Birdebuvar

Kendimi ayıpladığım bir düzenek bulmuş durumdayım. Kendimi ayıpladım çünkü haberimin olmaması benim açımdan üzücü. Bu düzenek dediğim şey Tumblr. Gerçekten çok başarılı bir post-blog sistemi. Post-blog ismini ben koydum. Resim, video vs gibi şeyleri postlamak için güzel bir blog sistemi. Hani bilmeyen veya keşfetmemiş biri varsa diye yazıyorum. Bende hemen kendi site ismimi oraya uyarlamak için girişimlere başladım. Ama son anda ki bir değişiklik ile isim değişikliğine gittim. Aklıma olan ve yapma işine zaman bulamadığım için giremediğim reklam blogu olayının bir kısmını orada yapmaya karar verdim. Tema tasarımları gerçekten çok başarılı (Bunları wordpress üzerinden yazmam ne kadar hoş değil mi?). Birdebuvar

Bugün izinli olduğumdan olsa gerek, sabah inanılmaz güzel uyudum. Heralde son 2-3 ayda bu kadar güzel ve rahat uyumamıştım. Herhalde iş günü uykusu ayrı bir güzel oluyor.

Bu arada ben mi uyuyakalmışım yoksa yeni mi oldu bilmiyorum ama Philip Morris SA olmuş. Vay vay vay tütüne de el atmışlar. Sosyal sorumluluk projeleri yöneten bir kuruluşun tütün ile anılması üzücü. Başkaları kaldırabilir de bize ters gibi.

Bunu gördükten sonra da Yapı Kredi Bankası’nın leyleği geldi aklıma. Birleşmeden sonra koç başının onun yerine alması benim ve benim gibi düşünen bir çok kişi için üzücü olmuştu. Ülkenin en başarılı logolarından biriydi kendisi ve silinip gitti.  Belki de ilk hesap açtırıp, ilk kartımı, üstüne ilk kredi kartımı aldığım banka olmasının da bende oluşturduğu bir duygusal etki de vardır.

Spider-Man yeniden seri olarak çekilecekmiş. Marvel tamamen üstlenmiş yapımı. Döndürüp döndürüp çekiliyor. Bundan bir önceki çizgi roman severler için hayal kırıklığından öteye gidememişti ama bu seferkinde James Cameron’ın da el atma olasılığının olması biraz içimi kımıl kımıl etmiyor değil. İşte yeni cast ve filmin çıkış tarihi.

Son olarak da İstanbulluları veya yolu İstanbul’a düşenleri ilgilendiren bir konu var. Büyükşehir Belediyesi vapurlardan sonra tranwayları da halk oylamasına sundu. Bu siteye girip oylamaya katılabiliyorsunuz. Yalnız bu sefer seçenek az ve ikisininde ki biri cidden kötü, başarılı olduğunu söyleyemem. Benim tercihim tabi ki de ‘A’ diye adlandırılan.

Etiketler , , , , , , , ,

Yeni yılın favori rengi yeniden kırmızı

İki gün üst üste gece / sabah 3′e kadar mesaiye kalınca tabi normal olarak yeni yıla kırmızı ile giriyorum. Yeni yıla girerken göz rengim değişti, artık kan çanağı kırmızısı oldu. Bugün de  sabah yeniden işe gelip toplantı ile kırmızı renkli gözlerime daha kırmızı ekleyip, kalan bir iki beyaz kısımları da yok ediyorum.

Yeni yıla gireceğimiz şu 2010′un yaklaşık son 10 saatinde de 2011 için hazırlık yapacağız heralde. 2011 bize hayırlı mı gelir hayırsız mı ama tatillerin %75′i filan haftasonuna denk geliyor. Bu yüzden ‘heyyo 2011 geliyor!!’ tripleri pek mantıklı değil şimdilik. Ama gene de öncelikle bu yazımı bugün de okuyan bir kaç insanoğlunun yeni yılını kutlar, sevdikleri ile bol bol vakit geçireceği sağlıklı bir 2011 dilerim. (Diğer yıllar için şimdilik söz veremiyorum)

2010′da ne olmuş diye klasik bir konu ile devam edeyim. En sevdiğim iki otomobil markasından ağır basan olan Volkswagen, Wolfsburg’daki fabrikasında 111.111.111. (yaz ile: yüz on bir milyon yüz on bir bin yüz on birinci) arabasını Golf olarak üretmiş. Bu rakamı heralde kimse açıklayamaz. Üretilen arabanında en sevdiğim model olması beni ayrı bir mutlu etti. Bu üretilen arabanın akıbeti hakkındaki bilgiyi şimdi hatırlıyor olamasamda bana verseler hayır demem. Çaktırmadan da DDB’nin Londra ayağının yapmış olduğu reklamı ekledim. Her VW reklamı gibi bu da çok çok başarılı.

2010′dan bu kadar yeterli. 2011′de de şimdilik aldığım süper haber ise oasis’in dağılıp yeniden Beady Eye adı altında Noel’siz toplanmıştı. Beady Eye 2011 yılında ilk albümlerini çıkarıcakmış. Bununla ilgili ilerleyen günlerde daha detaylı bilgi vereceğim, o yüzden şimdilik kısa bir bilgi ile geçiyorum.

Müzikten hemen Fizy.com’un kapanmasıyla 2010 yılı kapatıyorum. Çekememezliğin son noktası bu rezalettir. Bu hareketlerle müzik piyasası sempati kazanmaz, hatta antipatik bir durum oluşur. Daha önce Napster’da bunu gördük, görmeye de devam ediyoruz. Şimdi sen Fizy.com’u kapatınca bu şahsiyetlerin parçaları ve albümleri ne daha çok satılacak ne de bu siteerin farklı versiyonların açılmasına mani olacak. Bugün Fizy.com ise yarın Mizy.com açılır, kısır döngü devam eder. Ama hep kaybeden bu insanlar olur.

Neyse, tekrardan size güzel bir 2011 yılı dilerim. Yüzünüzdeki gülümseme eksik olmasın.

Etiketler , , , , , ,

Bu Fringe’e yapılır mı?

Gözlerim fena yanıyor. Hatta gözlerimden uyku akıyor desem yeridir. Dün akşamki halı saha maçından sonra normal zaten bu durumda olmam. Bir ara abartısız üç dakika filan depar attım. Bacak filan kasılıyor şimdi. Ama kaleci olmayıp oyunda olunca spor yaptığımı gerçekten hissediyorum.

2 haftadır diziler yok piyasada bilmem farkında mısınız? (Ayrıca Google Chrome’un şu an çok başarılı bir yazı denetlemesi yapması da beni çok mutlu ediyor) The Big Bang Theory 10 Aralık’da yeni bölüm yayınlayacakmış. 3 hafta ara mı olur be kardeşim. Blue Mountain State de yok piyasada. Hadi anladık, geçen hafta şükran günü filandı. Bu hafta ne var ki?

Dizi demişken Fringe’den bahsetmeden olmaz herhalde. 3. sezon biraz tek düze başladı ama 7. bölümle cidden beni benden aldı. Dizi 7. bölümden sonra başladı desek yanlış olmaz sanırsam. Ama kötü bir haber aldık ki dizi cuma gününe çekilmiş ve reytingleri iç açıcı değilmiş. Amerikan halkı pek cuma günü evinde oturup dizi izlemez zaten. Fox’un diziyi cumaya atıp, sonra bakın reytingleri yerlerde sürünüyor deyip sezon sonu diziyi sonlandırma olasılığı yüksek ki beklenende bu zaten. Belki bu 9. bölüm patlamasını daha önce yapsalardı böyle olmazdı. Çünkü insanlar artık göreceklerini gördü ilk iki sezonda. 3. sezonda yenilik istedi ve başlarda da göremeyince izlemeyi bıraktı. Sabırsızlık aslında bu ama olsun. Carnivale nasıl ilk bölümlerinde hat safhada ağır ve durağandı ama sonra çılgın bir ivme kazandı, aynı mantık bundan da beklenebilirdi. Carnivale gibi bir dizide gelmez ama ya. Bittiği anı hatırladıkça üzülüyorum. Tüylerim diken diken oluyor o ayrı.

Bu yazıda da reklam yapmazsak olmaz. Marketing Türkiye’nin IP (İnteraktif Pazalarlama Dergisi) diye bir eki var. Onun içinde gördüm bu siteyi ve çok hoşuma gitti; Evmanya.com adına bir site. Eviniz için çok güzel ürünler bulabilirsiniz. Zamanında mobilya ve ev eşyaları blogu olarak yola çıkmış ve bu halini almış zamanla. Elektrikli süpürgeden bardağa baya geniş bir ürün yelpazesi var.

Çok güzel kitaplar gördüm gene D&R’da ama okuyacak vaktim olmadığı için alamayıp, sadece not ediyorum isimlerini. Dikizleme Günlüğünü’nde ilerleme kaydedemedim hala. Yorgunluktan ve uykusuzluktan pek zaman bulamadım şimdilik ama kararlıyım bugünden itibaren daha fazla kitap okumak için zaman ayıracağım. Yeni çıkan kitapları okumayı heves ettim bir kere. Ayrıca D&R demişken şunu belirteyim; Aralık ayı boyunca Astoria D&R’da her alışverişinize Radikal gazetesi veriyorlar. Promosyon olarak. Diğer D&R’lerde var mıdır bilmiyorum tabi, ama güzel bir promosyon ve reklam olduğu kesin. Gazete şeklini değişirip çok güzel bir hale geldi. Bu benim yorumum tabi. Tanıtım fiyatı diye 25 Krş’a da satılıyor. Hergün alasım geldi valla…

Etiketler , , , , , , , , , , ,

Çok yoğun çok

Çok yoğun geçti hafta çok. Şuraya yazacak iki kelimelik şey bile göremedim etrafta. Ama sevindirici olan Threadless’dan haziran ayında sipariş ettiğim t-shirtlerim geldi. Beş haftalık sürede gelmediği için kayıp diye tanımlayıp aynı ürünleri yeniden gönderdiler. Bunlar geldiğine göre onlarda elbet bir ara gelecek. Para kazanmak için güzel bir sebep. Şimdiden isteyenler için ön sipariş alabilirim.

Geçen gazete fırsat sitelerinin haberini yapmış. Baya çoğalmışlar. Çoğu birbirinin kopyası ama işte bizi sevindiriyor. Aslında bizi kandırmanın bir yolu. Kandırmanın dışında da tüketim yaptırmanın bir yolu. Şöyle izah edebilirim. Örneğin diyor ki fırsatımız da 60TL’lik bir yemek 30 TL. Belki gideceğimiz yerde ben değil 60 TL 30 TL’lik bile yemek yemeyeceğim. Ama bu sayede 30′u bile aşan sipariş vermemize itiyor bizi. Hediye çekleri daha can alıcı aslında. Evet deli gibi alıyoruz, en azından ben alıyorum ve kredi kartının limitini patlatıyorum. Şu an böyle parasız kaldım ve onlara muhtaç oldum. Daha önce aldıklarıma. Almasaydım eğer param olacaktı ve onu harcayacaktım. Aynı yere çıkmış oldu sanki heh. Ama güzelliğ yeni yerler keşfetmemizi sağlıyor kesinlikle. Daha çok bayanlara yönelik kampanyalar daha avantajlı, hatta baya avantajlı. Ama sonuçta olması güzel olabilecek bir şeydi ve oldu. Hadi hayırlı fırsatlar!

Kredi kartı demişken, HSBC kredi kartımı iptal ettirmen için telefon ettim ve hiç sorunsuz, ısrar etmeden kartımı iptal ettiler. Enteresan geldi bana. Şaşırdım hatta. Kesin bir hinlik var ama çıkacak ilerde sanki. Korkuyorum.

Bu arada yolu Mecidiyeköy’e düşen herkesin oradaki polis maceralarına dikkat etmesini öneririm. Çok komik diyaloglar filan oluyor. Hele trafik polisleri ile sürücüler arasında. Geçen bir tanesi tam polisin önünden geçerken cep telefonu ile konuşurken yakalandı. Polis ne ayaksın deyince şaşkın şaşkın baktı filan sonra lütfen diye bir ton rica da bulundu ama nafile. Komikti baya ya. Bunun gibi dolu olay oluyor. Aslında bu ağlanacak halimize gülmek gibi bir şey. O adamın polisin önünden geçerken göz göre göre cep telefonu ile konuşması (Ya n’olcak abi tavırı oluyor bu) ne kadar yozlaştığımızı gösteriyor.

Neyse FM 2011 beta çıkmış, ona bakalım nasılmış.

Etiketler , , ,